MİŞ MUŞ GİBİ YAPMAK:
Yalandan davranış: İçten pazarlıklı veya sahte bir şekilde, gerçeği gizleyerek rol yapmaktır.
Sosyal yaşam: Günlük hayatta veya sosyal medyada mutluymuş, başarılıymış ya da sorunsuzmuş gibi davranmayı ifade eder.
Psikoloji: Kişinin kendi gerçekliğinden kaçarak farklı bir rol üstlenmesi durumudur.
Peki biz toplum olarak ne kadar “-mış gibi, -miş gibi” yaşıyoruz?
Duyarlıymış gibi…
Yardımsevermiş gibi…
Üzülmüş gibi…
Bir şey yapacakmış gibi…
İşte dün gece karşıma çıkan bir haber, bana tam olarak bunu düşündürdü.
Karamanlı bir hemşehrimiz, Muğla’da yayın yapan bir haber sitesinde gördüğü, Karamanlı bir ağabeyimizin yaşadığı mağduriyeti bizimle paylaştı.
Haberin başlığı oldukça çarpıcıydı:
“Kaldırım Taşlarını Yatak Yaptılar…”
Haber sosyal medyada binlerce yorum almış, yüzlerce kez paylaşılmış, birçok kişi ve kurum etiketlenmişti.
Konu Karamanlı bir hemşehrimizi ilgilendirince, haberi yapan ve fotoğrafları çeken gazeteci meslektaşımız Ömer Kundakçı ile hemen iletişime geçtim. Haberin ve fotoğrafların teyidini aldım, kullanmak için izin istedim. Ardından haberi gece saatlerinde yayınladık.
Çünkü konu bizim şehrimizi, bizim insanımızı ilgilendiriyordu.
Haberde anlatılan tablo ağırdı.
Karaman’dan tedavi amacıyla Ankara’ya giden 70 yaşındaki bir hemşehrimiz, yanında henüz 10 yaşındaki torunuyla birlikte kalacak yer bulamadığı için AŞTİ karşısındaki kaldırımda gecelemek zorunda kalıyordu.
Haberi yayınladıktan sonra telefonlarımız susmadı.
Sosyal medya hesaplarımızdan mesajlar geldi. Şahsi telefonumdan arayanlar oldu. Özellikle Ankara’da yaşayan duyarlı Karamanlı hemşehrilerimiz, “Nasıl ulaşabiliriz?”, “İletişim numarası var mı?”, “Yardım etmek istiyoruz” diye sordular.
Ancak haberi Ankara AŞTİ’de tesadüfen karşılaştığı bu manzarayı görüntüleyen Muğlalı gazeteci meslektaşımız yaptığı için elimizde doğrudan bir iletişim numarası bulunmuyor.
Ankara’da bulunan ve yardım etmek isteyenler, imkânları varsa AŞTİ ve çevresinde hemşehrimize ve 10 yaşındaki torununa ulaşmaya çalışabilirler.
Sosyal medyadaki yorumlara baktığımda ise başka bir tablo ortaya çıktı.
Bir dönem bu tür mağduriyet haberlerinin altında sıkça #Ahbap etiketi görürdük. Bugünlerde ise #AnkaraAbisi etiketi öne çıkıyor.
Kimisi, “Adam kime, nasıl yetişsin?” diyor.
Kimisi milletvekillerini, siyasetçileri ve belediyeleri etiketliyor.
Kimisi Sağlık Bakanlığını, sosyal hizmetlerden sorumlu kamu kurumlarını göreve çağırıyor.
Kimisi de doğrudan:
“Devlet niye ilgilenmiyor?”
diye soruyor.
Elbette burada önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor.
Henüz aileyi dinlemeden, kendileriyle doğrudan görüşmeden olayın bütün boyutlarını bilmiyoruz. Haberde anlatılanların arka planı, hangi kurumlara başvurulduğu, ne tür destekler alındığı ya da alınamadığı ortaya çıktıkça mesele daha sağlıklı değerlendirilecektir.
Benim asıl üzerinde durmak istediğim konu ise başka.
Ve yazımın başlığındaki “Miş Muş Gibi Yapmak!” tam da burada devreye giriyor.
Biz gazetecilerin görevlerinden biri, kamu yararı bulunan mağduriyetleri görünür kılmaktır.
Sorunu saklamak değil, göstermek…
Duyulmayan sesi duyurmak…
Görülmeyeni göstermek…
Yetkililerin ve toplumun dikkatini çekmek…
Ama gazetecinin haberi yayınlamasıyla mesele bitmiyor.
Asıl mesele ondan sonra başlıyor.
Çünkü bu olay ne ilk mağduriyet ne de son olacak.
Bugün asıl soruyu kendimize sormamız gerekiyor:
Biz Karamanlılar olarak yardımlaşma ve dayanışma konusunda gerçekte neredeyiz?
Karaman’ın nüfusu birçok ile göre küçük olabilir.
Ama Karamanlı yalnızca Karaman’da yaşamıyor.
Türkiye’nin dört bir tarafına, Balkanlara, Kıbrıs’a kadar uzanan geniş bir Karamanlı nüfusundan söz ediyoruz.
Peki bu büyük topluluk birbirine ne kadar sahip çıkıyor?
Bir hemşehrimiz düştüğünde elinden tutabiliyor muyuz?
Yoksa sosyal medyada üzgün surat emojisi bırakıp yolumuza mı devam ediyoruz?
Birilerini etiketlemekle görevimizi yaptığımızı mı düşünüyoruz?
“Çok üzüldük” yazıp gerçekten üzülmüş gibi mi yapıyoruz?
“Yardım edelim” deyip yardım edecek gibi mi yapıyoruz?
“Biz büyük bir aileyiz” deyip aileymiş gibi mi yapıyoruz?
İşte sınav tam burada.
Dünden beri yayınladığımız haber, farkında olmadan adeta küçük bir sosyal deneye dönüşmüş durumda.
Binlerce insan görecek.
Yüzlerce insan yorum yapacak.
Onlarca kişi başkalarını etiketleyecek.
Belki herkes birilerine görev yükleyecek.
Ama sonunda kaç kişi gerçekten harekete geçecek?
Bence sonucu belirleyecek olan budur.
Çünkü yardımseverlik sosyal medyada yazılan cümlelerin uzunluğuyla değil, ihtiyaç sahibine uzanan elin samimiyetiyle ölçülür.
Duyarlılık bir etiketten ibaret değildir.
Dayanışma da “Birileri ilgilensin” demek değildir.
Bazen o “birileri” biziz.
Bu olay çözülür, hemşehrimiz memleketine döner, tedavisi yapılır ve torunuyla sıcak bir yatağa kavuşursa hepimiz seviniriz.
Fakat mesele yalnızca bu aile değil.
Bugün bunu çözdük diyelim.
Yarın ne olacak?
Yarın başka bir Karamanlı başka bir şehirde dara düştüğünde ne yapacağız?
Bir öğrenci okuyamadığında…
Bir aile evsiz kaldığında…
Bir hasta tedaviye ulaşamadığında…
Bir yaşlı kapısını çalacak kimse bulamadığında…
Yine sosyal medyada birkaç kişiyi etiketleyip görevimizi tamamlamış mı sayacağız?
Yoksa gerçekten organize olup harekete mi geçeceğiz?
Bürokratıyla, siyasetçisiyle, iş insanıyla, esnafıyla, gazetecisiyle ve sade vatandaşıyla hepimiz için bu olay küçük ama önemli bir sınavdır.
Kimsenin cebindeki parayı, yapabileceği yardımın miktarını sorgulamak haddimiz değil.
Yardımın büyüğü küçüğü de olmaz.
Bazen bir telefon…
Bazen sıcak bir yemek…
Bazen bir gecelik konaklama…
Bazen bir otobüs bileti…
Bazen de doğru kişiyi doğru kurumla buluşturmak, bir insanın hayatındaki koca bir problemi çözebilir.
Ama önce gerçekten istemek gerekiyor.
İstiyormuş gibi yapmak değil…
Duyarlı olmak gerekiyor.
Duyarlıymış gibi görünmek değil…
Yardım etmek gerekiyor.
Yardım edecekmiş gibi konuşmak değil…
Çünkü insanın ve toplumun gerçek karakteri, söyledikleriyle değil; ihtiyaç anında yaptıklarıyla ortaya çıkar.
Şimdi hepimiz bir sınavın içerisindeyiz.
Bakalım bu hikâyenin sonunda gerçekten “Karamanlı hemşehrisine sahip çıktı” mı diyeceğiz?
Yoksa birkaç gün sonra başka bir gündemin peşine takılıp hiçbir şey olmamış gibi mi yapacağız?
K. Önder Demirkollu
Next