Reklam

Alanyalı Kevki

Bu yazı 4200.  defa sizin tarafınızdan okunuyor.

Alanyalı Kevkiİnternette en çok seyredilen bir Alanyalı Kevki Şiiri var. Bulun da bir dinleyin. Hikâyemizi daha önce birileri kaleme almış. Ya da her yerde bir Don Kişot oluyor:

       Neler oluyor hayatta...

       Adam senelerce silik ve yararsız bir ömür yaşıyor. Babasının abisinin ve birazda soyunun hatırı için bir yerlere getiriliyor. Ama tut tutabilirsen.

       Kimden mi bahsediyoruz?

       Elbette Karamandaki bir meczuptan bahsediyoruz. Yani durup dururken Mut'taki, Antalya'daki, Alanya'daki, Mersin'deki adamı niye gündem yapalım. Gündem olan birisi...

       Hani bir genç akıl baliğ olurken bir takım şaşkınlıklar, bir takım delikanlılıklar, bir takım sapkınlıklar yapar ya aynen öyle. Herhalde yaşça ve başça yeni akıl baliğ oluyor gariban.

       Toplumda o güne kadar aşağılanmanın, yok olmuşluğun acısını çıkarırcasına veryansın ediveriyor. El etek öperek girdiği ve herkesin yanına varırken 3 külhü bir Elham okuyarak gittiği bir işten emekli oluncaya kadar da zaten kıt olan aklı o meslekte iyice yitip gitmiş bir garibandan bahsediyoruz. Daha sonra Mecburiyet Caddesinde aynalı camlı bir yerde başladığı ikinci baharını da birkaç ayda güze çeviren bir beceriksizden dem vuruyoruz. Ataları ona Peygamber adı verseler de o şeytan olmak için çaba sarf ediyor.

       Hasbel kader Ankara'dan esen bir rüzgâr ile bir koltuk yakalıyor. Birileri o koltuğuna kriko vurup biraz daha kaldırıyorlar ve bu yükseklik adamcağızın başını döndürüyor. Hani Vali olup da babasını kesen var ya o misal işte…

       Kabiliyeti, liyakati ve kişiliği zayıf insanların bu makamlara geldiklerinde başlarına gelen ilk şey akıllarının apış arasına düşmesidir. Aklı olmayınca fikri de işe yaramayan bu zavallı hem de bu icraatlarını kurumunun tüm çalışanlarının gözü önünde alenen ve de fütursuzca sergilemeye başlıyor. Başka hataları da peş peşe gelince elbette kuyruğuna basılıyor.

       Öyle şaşkın ördek ki, görevi bırak emrini aldıktan sonra bile bir bilgisayar derdine düşüyor. Yok, yok kendisi için değil. Dörtte bir yaşında sandığı kendisinin askıntı olduğu manitası için.

       Tam bir Don Kişot yani… Tabi Bir Şanso Panço da buluyor yanına… Dülsine de var tabi… Tablo tamam. Başlıyor hayali düşmanlara saldırmaya.

       Vay sen misin bana görevi bırak diyen. Alıyor eline çıkıyor meydane. Bir meczubun elinde silaha dönüşen yetki ve görevlerini bir maganda edası ile sağa sola sallamaya başlıyor.

       Gerekçesi tüyü bitmemiş yetim hakkı. Anlamını bilmediği bu cümleyi nereden duydu ise, ya da ortaya çıkmaktan korkan cin fikirli abilerinin tarif ettiği gibi rastgele kullanıyor.

       Tüyü bitmemiş yetimin hakkını arayan bu gariban, o paralardan maaş, harcırah, yolluk alırken işyerinde çıtırlara sarkmakta mesaisini hem de toplumun gözü önünde onunla fingirdeşerek geçirmekte bir beis görmüyor. O paralarla ona bilgisayar alınmasını emredip almayanlara fırça kaymakta zarar görmüyor.

       Beni nasıl görevden alırsınız, bende oyuncak büromun anahtarını vermem de vermem diye basıyor feryadı. Öyle ya yaşına başına bakmayan, kendisini sekizinci sınıf çocuğu sanan bu serkeş için o odada kim bilir ne hatıralar var.

       Onunla kalır mı? Görevde kaldığı süreler içinde bir gram iş yapmayan, tek fikir üretmeyen, verilen hiç bir görevi başarı ile yapamayan, çıkarı için gerektiğinde yağdanlık olan bu gariban, başlıyor bu sefer araştırmacı gazetecilik maceralarına. Uğur Dündar'ı fazla seyretmiş olsa gerek. Hani o çağdaki çocuklar TV'lerden çok etkilenir de oradaki kahramanlara özenir ya. Aynen öyle.

       Görevde iken ne işe yaradığını bilmediği tüm birimleri fırıldak gibi dolaşıp bilgi belge ve delil toplamaya heves sarıyor. Öyle ya ne güzel fırlak fingirdek gidiyordu, Yetimin parası ile hak ediş harcırah, maaş alıyordu. Çaldığı her kapıdan aldığı belge bilgi ve doküman elinde patlasa da bu iyice azgınlaşıyor ve çalışma ortamını bezgin hale getirecek seviyede azgınlaşıyor.

       Artık gözü dönen şahıs aynı kaderi paylaşıp birlikte görevden alındığı bir zavallıdan da yardım istemeyi ihmal etmiyor. Güdülmek için kendisini şartlandırmış bu zavallı da aynen onun dümen suyuna giriyor. Hani ortaya çıkmayan gizli abi ve abiler de var ya onlar da bu ikisini başrole oturtuyorlar. Oh ne seyir ne seyir.

       Bunlara gaz verenler, bu gariban ve onun dümen suyunda ekmeğe mama derken bulduğu fırsatı değerlendiremeyen zavallı: Önce bir hatılayın:

Yaratan var...
Yaratanın her kula emirleri var...
Zem gıybet iftira zan gibi büyük günah sayılan yasaklar var...
Bu şehirde yaşayan ve hizmet bekleyen yüz elli bin insan var...
O tüyü bitmemiş yetimlerin hakkı var...
Belki sizin ne mal olduğunuzu bilerek size değil ama mensubu olduğunuz camiaya güvenip de oy veren insanlar var...

       Araştırdığınız ama sonuçta hiçbir yanlış bulamadığınız olaylar olduğunda sizler görevdeydiniz. O zaman sesiniz neden çıkmadı. El etek öperken, referans ederken bu olaylarda değildi ki dikkatiniz. Heves ve nefsinizin peşinde idiniz. Bir şüphe duydunuz da o zaman neden sesiniz çıkmadı.

       Suçunu aradığınız ama bu memleket için şans olan, lütuf olan insanların elinde de elbet sizi görevinizden almaya yetecek ve hatta misli misli artacak konular da var. Ama onlar nezaketen söylenmedi açıklanmadı ise biliniz ki sizin hatırınıza değil. İnsanlığın yüksek değerleri, aile efradınızın değerleri gibi kavramlar adına.

       Bu değerleri bilmediğinizden manitanıza söyleyin aldığınız bilgisayardan girsin onlara bakın beraber... Hem öğrenmiş hem de Karamanı uğruna sattığınız hazları bir kaç dakika da olsa yaşamış olursunuz...

       Toplamaya çalıştığınız bilgi belge ve dokümanlardan sizi yerin yedi kat altına sokacak seviyede aleyhinizde olup da, açıklamayan, insanlığa değer veren, kötülüğü gece gibi örtmeye çalışan, amacı sadece iyi güzeli doğruyu yapmaya çalışan insanlar var...

       İlköğretim öğrencisi gibi aklınız apış aranızda iken yediğiniz herzelerin, kırdığınız fındık ve cevizlerin, üç beş paraya ettiğiniz tenezzüllerin açıklanması kime ne kazandıracak. Olan oldu biten bitti. Gereken yapıldı... Oturun artık kıçınızın üstüne...

       Mensup olduğunuz siyasi camia ipinizi kesmeden, geldiğiniz çöplüklere atmadan saksıda kalmayı bari becerin. Don Kişot olacağım derken don kilot oldunuz ayağınızda onlar bari kalsın…

       Yaşınızın başınızın adamı olun.

       Elinizden geliyorsa hayır işleyin.

       Kişisel günah ve suçlarınız için ne yapılacağınızı da o sizi gazlayan ve sohbetlerde insanlara büyük günahları anlatan abilerinize danışın...

       Bu memleket hizmet bekliyor… Hizmet için elinize geçen fırsatı harcadınız, bari çarkları tıkamayın.

Mehmet Yazan



Bu sayfayı Ekle
| Başka...
Etiketler:

Yorumlar  

 
0 #1 süperrr 03-01-2011 15:31
Öncelikle sizi tebrik ediyorum. Karamanda bu yazıları ve gerçekleri yazan yazarlarımızda varmış. Hakikaten yazı müthiş ama daha neleri var neleri. Alanyalı kevgi hala toplum içine nasıl çıkıyo anlamıyorum kırdığı fındıklar kırkı geçti tüm karaman bliyor ve azıcık düşünse partiden de ihraç edilmeden kendisinin gitmesi lazım hele öbürü sanane çalış hizmet et maaşını al.
Alıntı