Bu yazı 5097. defa sizin tarafınızdan okunuyor.
Neyi Oylayacağız?
" Köylü Mehmet Ağa, çalışmış çabalamış para biriktirmiş. Köyün ağasına varmış:
-Ağa, hadi kasabaya gidelim, demiş. Ağa:
-Hayırdır kasabada ne yapacağız? diye sorunca:
-Ağam traktör alacağım, yanıtını vermiş.
Ağa, tamam demiş ve binmişler traktöre, düşmüşler yola. Ağa direksiyonda, Mehmet çamurlukta çıkmışlar yola. Kasabaya yaklaşırken yolun tam ortasında kocaman bir inek tersi görmüşler.
Ağayı şeytan dürtmüş:
-Memet, şu b.ku ye ben sana bu traktörü bağışlayayım demiş.
Mehmet bir düşünmüş "canınına minnet", hemen atlamış aşağıya bir çırpıda götürmüş. "Böylece param da cebimde kalır" diye de kendini teselli etmiş. Neyse varmışlar kasabaya traktörün devir işlemlerini yapmışlar. Biraz gezmişler, ufak tefek alış-veriş. Binmişler traktöre; bu sefer direksiyonda Mehmet, çamurlukta ağa köy yoluna koyulmuşlar. Tam kasaba çıkışında aynı yerde aynı büyüklükte bir inek tersi... Bu sefer Mehmet, ağaya teklif etmiş. Ağa durur mu zaten içi yanmış bedava gitti traktör diye. Atlamış bir güzel götürmüş... Geri dönmüşler devir işlemlerini tamamlamışlar. Ağa direksiyonda çıkmışlar yola, köye gireceklerinde Mehmet dayanamamış, sormuş ağaya:
-Ülen ağa, köyden giderken bu traktör senindi, geri geliyoruz yine senin. İyi de biz bu b.k u niye yedik?"
12 Eylül faşizminin otuzuncu yılında bir garip referanduma gidiyoruz. İçinde halkın olmadığı, tartışmalarına taraf olmadığı bir paket yine bu halka onaylatılacak. Siyasi partiler bunu bir referandum havasına sokarak toplumu gerecek. Toplumun politik vasatiyeti gözönüne alınırsa bu hiç te hoş olmayan bir tür kamplaşmanın üretimi olacak. 13 Eylül sabahı Türkiye halkı uyandığında bir sonuç olacak ve bu sonuç kimseyi kesen-tatmin eden bir sonuç olmayacak. O aşamada acaba bu ülke halkı acaba şu soruyu sorabilecek mi:
"Dün sabah ta fakirdim, ülkede huzur yoktu, toplumsal barış oluşmamıştı, demokratik ve yüksek standartlı bir çalışma yaşamı yoktu ve... Ve şimdi de durum aynı. E öyle ise BİZ BU REFERANDUMU NİYE YAPTIK?"
Sanırım bu soruyu soramayacak. 12 Eylül cunta kültürünün yaratığı apolitik toplum yapısı ve bu ülke halkının üzerindeki "bana ne ci" davranış biçimi bir kere daha zuhur edecek. İslamcılığı tartışmalı, ama neoliberalliği su götürmez AKP ( Irak'ta, Afganistan'da dindaşları ABD neconları tarafından öldürülürken, stratejik ortaklıktan bahseden bir yapıdır çünkü...) ve adı gibi taraf olan kimi altan'lar ile şürekası demokratikleşme geyiği yapacaklar. Özellikle tarikatları ikna etmeye de çalışacaklar. (Bu da benim yurduma has bir geyik durum zaten. "liberalizm" diyeceksin. Kişsel özgürlükleri fetişleştireceksin. Sonra da içinde hiç bir şekilde özgürlük-demokrasi barındırmayan, gücünü ve meşruiyetini teokratik bir tarihsel arkaplandan alan yapılarla kol kola olacaksın...)
Öte taraftan kendi karanlık tarihi ile ilgili bir hesap ver-e-memiş bir parti ile yine kendini sol veya sosyal demokrat diye tanımlayan (kendini öyle tanımlıyor diye kimse öyle olamıyor, tipik bir örnek) bir başka parti de "hayır" söylemini savunacak. Bu yapılar propaganda-ajitasyon sürecinde milliyetçi vurguları ön plana alacaklar gibi. Umarım bunu yapmazlar. Sonuçları zor telafi edilebilir çünkü.
Ütopik önerilerim olacak. "Gerçekçi olup imkansızı istemek" gibi bazı öneriler:
1-Propagandaya gelen siyasi yapıları, gelecekte düzgün, demokratik, sade, halktan yana bir anayasa yapmaları konusunda sıkıştırmak.
2-Siyasi partiler yasasının değişmesini talep etmek. Örneğin, "partiler devletten tek kuruş almamalı, üye aidatları ile yaşamalı, mecbur muyuz vergilerimizle onları finanse etmeye? Siyaseti neden müteahhitler-esnaflar-serbest teknokratlar yapıyor da bu ülkenin entellektüel bakımdan daha donanımlı olan kamu emekçileri yapamıyor? Ayrıca nedir bu saçma sapan seçim barajı, neden %2-3 değil, neden nispi temsil hakkı yok?" diye...
3-Bu değişikliğin ülkedeki ekonomik dengesizliği gidermediği, asgari ücretin hakikaten asgari olduğu (577 lira, trajikomik değil mi???) gerçeği yüzlerine vurulmalı, on yıllardır bu konunun neden düzeltilmediğinin hesabı sorulmalı.
4-EVET ya da HAYIR ekseni dışında geleceğimize yönelik; kadın-çevre-eğitim-güvenlik vesair alanda süreci kendimize çevirebilecek VATANDAŞIN PROPAGANDA ve AJİTASYONUNU egemen siyasi aktörlere dayatmalıyız!
13 Eylül sabahı onlar tedirgin uyanmalı. Benim halkım "Talepleri karşılanmazsa bunun hesabını soracak" diye.
Umarım sonuç herkes için iyi olur.
Her telden ve her renkten olan güzel insanlara sevgiler.