Reklam

Aşura (Aşure) Günü

Bu yazı 2554.  defa sizin tarafınızdan okunuyor.

Aşura (Aşure) Günü'ÂŞÛRA' sözcüğü, Arapça 'aşr' sözcüğünden gelmektedir. Aşr, on demektir. Burada kastedilen Kamerî ayların birincisi olan Muharrem'in onuncu günüdür.

       Hicrî 61 yılında Muaviye oğlu Yezit, Hz. Peygamber Efendimiz(s.a.v.) 'in kızı Hz. Fatıma'dan olma Hz. İmam Hüseyin'i, kendi zulüm saltanatını onaylatmak anlamında bîat etmesini, aksi halde halde onun kellesini kestireceğini bildirdi. Bunu kabul etmeyen İmam hüseyin, Medîne'de kan akmasını istemedi. Bu şehri terk edip yakınları, bir kısım sevenleri ve çoluk çocuğuyla birlikte Mekke'ye sığındılar.

       Yezid'in, orda bile kan akıtacağını haber alan İmam Hüseyin, Mekke'den de ayrılarak, kendisini koruyup kollayacaklarını mektupla bildiren, Kufelilerin davetini kabul edip bu şehre gelirken, Yezid'in ordusu tarafından yolu kesilerek susuz Kerbela çölüne getirildi.Burada etrafları çevrilerek günlerce aç susuz bırakılan İmam Hüseyin ve yakınları, yine de Yezid'in zulüm yönetimine boyun eğmeyince kendisi, erkek evladı, kardeşleri, yakınları ve az bir grup dostlarıyla birlikte, toplam 72 kişi o çölde Yezid ordusu tarafından hunharca kılıçtan geçirilerek şehid edildi. Cenazeleri orada terk bırakılıp, hanımları ve çocukları esir edilerek Şam'a Yezîd'in sarayına götürüldü. İşte 10 Muharrem 61 Hicrî'de meydana gelen bu kanlı olay İslam ve insanlık tarihine 'ÂŞÛRA' günü olarak geçti.

       Daha sonra Yezit ve Emeviler, bu kanlı olayı unutturmak ve kamufle etmek için Âşûra günüyle ilgili asılsız bir takım hikayeler uydurarak o günü bir bayram havasına büründürmeğe çalıştılar. Ancak bu olayı sonradan öğrenen Müslümanlar, her yıl çeşitli şekillerde Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitlerinin yasını tutarak günümüze kadar aktardılar.

       Hz. Hüseyinin şehadetleri adeta o günde İslam ümmetinin ve tarihinin gelecekteki akışını seyrini belirledi. Öz Muhammedî İslam'ı yaşamak isteyenlere, İslam adı altında zulüme dayanan nizamların sunduğu saptırılmış İslam'ı yaşamak ve yaşatmak isteyenlerin safları birbirinden ayrılmış oldu. Bu iki çizginin farklı olduğunu anlamakta güçlük çekenler, birini seçmek zorunda kaldılar. Bun acı olayın gerçekleşmesi de İslam beldelerinin uyanmasına, harekete geçmesine vesile olacaktır.

       Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir.

       Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.

3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.

4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.

5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.

6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.

8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.

9. Hz. Yakub'un (a.s.) , oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.

       Ayrıca Aşura günü hakkında iki görüş var. Birine göre aşura, Fıravun'un zulmünden kurtulan İsrailoğullarının, bu kurtuluş günü anısına tuttukları oruç günüdür. Diğerine göre Nuh'tan beri bütün samî dinlerde bulunan, İbrahim soyundan gelen Kureyş Araplarınca da İbrahim'den kalma bir oruç günü olarak bilinen bir gündür. Her iki görüşü destekleyen hadisler vardır:

       Tirmizî'de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

       'Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum demiştir.

       Aşüra günü sadece müslümanların değil, hristiyan ve yahudilerin de önemsedikleri kutsal bir gündür.

       Hz. Hüseyin diyordu ki;

       'Eğer kanım dökülmeden ayakta kalmayacaksa Ceddim Muhammed (s.a.v) 'in dini ey kılıçlar durmayın alın beni parçalayın şu bedenimi'

       Yine, "Zillet bizden uzaktır, zillete boyun eğmektense izzetlice ölümü tercih ederim" buyurarak özgürlük meşalesini kıyamete kadar tutuşturmuştur..

       Yine başka bir rivayette,

       Hz Nuh'un gemisi uzun zamandır sular üzerinde yüzer durur. Günler geçtikçe erzaklar azalır. Derken bunu Hz. Nuh'a bildirirler ve derler ki, ' Ey Allah'ın nebisi, her erzaktan azar azar kaldı! Her birinden bir yemek çıkması mümkün değil, şimdi ne yapacağız? '.

       Hz Nuh derki: 'O halde her birini birbirine katın ve bir yemek yapın'..

       Derken, sözünü dinlerler ve çok lezzetli bir yiyecek çıkar ortaya. İşte ona 'aşure' derler. O gün bu gün bu böyle sürer gider...

       Aşura Osmanlılar döneminde sarayda da pişirilir ve halka dağıtılırdı. Anadolu'da zengin aileler ve esnaf örgütleri tarafından pişirilen aşure sebilciler, duâgûlar (dua okuyanlar) ve halkın katıldığı törenlerle dağıtılırdı.

       Günümüzde de aşure orucu tutmak ve aşure tatlısı pişirmek bütün canlılığıyla sürmektedir, buda biz Müslümanları ziyadesiyle memnun etmektedir.

       Asırlar boyu süregelen bu geleneği bizimde yaşatarak ve çocuklarımıza anlatarak devam ettirmemizde çok büyük faydalar vardır.

       Bu vesile ile tüm Türk ve Müslüman aleminin hicri 1432 (7 Aralık) yeni yılını kutlar, saygılarımı sunarım.

Celal Arslan
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir



Bu sayfayı Ekle
| Başka...