Reklam

Kuyuya Atılan Taş

Bu yazı 4765.  defa sizin tarafınızdan okunuyor.

Kuyuya Atılan Taş"…Bir deli kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz…"

       Bir delinin kuyuya attığı taşın yanı başında buldum kendimi. Sayıları kırkı fazlaca geçen akıllılarla beraber, o taşı atanları hayranlıkla alkışladık. Keşke çıkmasa da, hep orada kalsa. Çünkü bir kadar akıllıya nispet edercesine kaldırıp fırlattığı o küçücük taş, bir hafta boyunca orada duracak ve yorgun insanımızın eğlenmesini, biraz da dinlenmesini sağlayacak.

       Çoğunuz farkında mısınız bilemiyorum ama ben yine de bir hatırlatma yapayım.

       Bu köyün delisi(!) arkadaşım Mustafa Danış, artık nereden aklına estiyse ya da kulağına kim fısıldadıysa bilinmez, adam gibi bir organizasyonun altına imza atmış.

       "Taş"la başladım ya, hah işte, tam da o taşın altına elini sokuvermiş. Sonra da kaldırıp fırlatmış. Attığı taş ise, "Kültür Sokağı"nın tam ortasına düşmüş. Şimdilerde ise insanlar, her gün akşam saatlerinde başka başka şekillere bürünen o taşa bakıyor, arada sırada da alkışlıyor.

       Kültür Sokağı'ndaki organizasyondan bahsediyorum.

       "Yedi Gün, Yedi Bölge-Türkülerle Türkiye"

       Pazartesi günü İç Anadolu türküleri vardı. Dinledikçe keyiflendik. Hiç bitmesin istedik.

       Salı günü, Karadeniz türkülerini dinledik.

       Çarşamba günü ise, Doğu ve Güneydoğu Anadolu türküleri…

       Daha devamı da var. Trakya'sı, Ege'si, Akdeniz'i… Neler neler.

       Gidin. Karışın kalabalığın arasına. Tempo tutun, beraberce söyleyin bu toprakların yanık ezgilerini. Utanırım, sıkılırım diye bir şey de gelmesin aklınıza. Çünkü herkes sizin gibi orada.

       Bir saatlik programı ayakta, bazen gülerek, bazen hüzünlenerek dinleyen kalabalığın arasında izlemenin keyfini yaşayın.

       "Burası nasıl memleket bomboş" diyenlere inat alkışlayın.

       Daha düne kadar istenen, beklenen sosyalleşmenin kıvılcımları var bugün. İyi şeyler oluyor buralarda. Büyük bir şehrin halk konserleri varsa, artık o filizler burada da yeşermeye başladı. Özverileriyle, kendilerine duyduğum hayranlığı bir kez daha artıran müzisyenler, sözcük anlamının kökünde, Latince "Amor" yani "Aşk" olan "Amatör" ruhlarıyla en profesyonellerin bile yapmayacağı şeyleri, alınlarını kırıştırmadan büyük bir ustalıkla başarıyorlar. Menfaat kavramının sökmediği bir ortamda, parmaklarından çıkan nağmeler nefesleriyle buluştuğunda, çoğumuzun arada sırada mırıldandığı ve bizi biz yapan türkülerimize dönüşüyor.

       Evet. Karşılık beklemeden yapılan bir iş. Şu ortamda insanın garibine gitse de, bu memlekette, böylesine iyi insanların var olması beni umutlandırdığı gibi, dinleyenleri de ayrıca mutlu ediyor. Nereden mi biliyorum? Yüzlerine yansıyor.

       Kimler yok ki?

       Çoğunluğu genç. Bir o kadar çocuk. Yaşlısı var. Ailesi var. Sevgililer var. Kimsenin kimseye yükü yok. Meşgul olduğu her halinden belli olanlar bile,oradan geçerken bir iki dakikasını ayırıp, bir köşeden dinliyor.

       "Bir festival havası oluşturulmuş burada" diyor mesela, memleketin bir sanayicisi.

       "Evet" diyor bir esnaf buna katılarak ve ekliyor, "Dil Bayramı'ndan daha cafcaflı!"

       Herkes mutlu. Günlük sıkıntılarından, bir saatliğine bile uzaklaşmış olmanın keyfini yaşıyor.

       Az ileride, ressamlar ve heykeltıraşlar var. Türküleri dinleyen kalabalığın meraklı bakışları arasında, kalemlerini, parmaklarını kâğıda ve çamura sürüyorlar. Başka bir dünyada değiller. Yanı başımızdalar. Çıkan işlere hayranlık duyuyoruz.

       Bu memlekette güzel şeyler oluyor.

       Önceki yazılarımda, olacak, olmalı demiştim.

       Başladı işte. Devamının gelmesini umut ediyorum. Bir gün bir taş da ben fırlatmak istiyorum. Bakalım kaç akıllıyı toplayacağım?

       Sizler de alın elinize bir taş, atın bakalım dibini göremediğiniz o kuyunun içine. Korkmayın, atın gitsin. İnanın bana, o kuyunun da başına bir sürü akıllı toplanacak.

       İçimizdeki "Ben"i, en yakın zamanda "Biz" olarak değiştirirsek, yaşamayı sevdiğim bu köy(!), bir sürü kente taş çıkaracak bir KENT olacaktır.

Sevgiler…



Bu sayfayı Ekle
| Başka...

Yorumlar  

 
-1 #5 15-06-2010 14:44
Hocam bu konulara hakim olabilmeniz icin biraz daha kurumsal sosyal sorumluluk ve semantik kavramlarini daha derinden irdelemenizi, ozellikle stakeholder yaklasimindaki philantrophy, charity gibi mevzularin halkin gozune bir taraftan sokulurcasina reklam kokan isler yaparken diger taraftan farkli noktalarda farkli isler yapabilmek mumkundur. Dunyada bunun cok ornegi cok deli (!) firmalar ve firma sahipleri vardir. (i.e., Enron) O nedenle birileri bir yere tas atip veya var olan tasin altina elini koyacaksa her seyiyle deli (!) olmalidir. Olaylara parik acidan yaklasiyorsunuz cogu yazinizda ama gozlemlerinizin hic bir akademik dayanagi yok, bircok noktada curutulebilir seyler bunlar.
Alıntı
 
 
0 #4 15-06-2010 11:45
Yazıyı onbeş kez okuduktan sonra yazarın ne demek istediğini anladım. Ben yanlış anlamışım kusura bakmayın. Yazıda köylüyü kötüleyen bir şey yok.
selamlar
yazara başarılar...
Alıntı
 
 
0 #3 07-06-2010 01:10
Ahmet bey, Adımız il de kafamız kasaba bile değil. Biz önce şehirli olmanın bilincine varmalıyız. Daha sonra ne hak ediyoruz etmiyoruz bakmalıyız. Ne şehir kültürü, ne mahalle kültürü ne apartman kültürü yok ki çoğumuzda...
Alıntı
 
 
+1 #2 Ahmet KÜÇÜKKERNİÇ 29-05-2010 15:22
Süleyman Bey, benim derdim köylülükle değil. Yazıda anlatmak istediğimi anlamamışsınız. Ben de sizler gibi "Köy" kelimesinin aşağılayıcı bir tabir olarak kullanılmasına kızıyorum. Karamanlılar, ısrarla bu şekilde konuşuyor. Kendi bulundukları ortamı, benzetmek için "Köy" tabirini hakir görmek maksadıyla dile getiriyorlar. Aslında ikimizde aynı şeye kızıyoruz, ama siz yazılarımı dikkatli okumamışsınız sanırım. Yok mu sizin etrafınızda da böyle konuşanlar? Yapılanları beğenmeyip, üstüne bir de memleketi kötüleyenler!
Alıntı
 
 
0 #1 28-05-2010 16:51
hemşerim bu köylülerle alıp veremediğin ne. Sen hangi köylüsün.
unutmaki köylü milletin efendisidir. köylüleri aşağılamaya hakkın yok. bizim köyde biz diyoruz köy aynı köy . okuyucuyu da yanıltmayalım.
Alıntı