Reklam

Ah Şu Karaman’ın Sosyal Hayatı!

Bu yazı 5469.  defa sizin tarafınızdan okunuyor.

Ah Şu Karaman’ın Sosyal Hayatı!"Burada sosyal hayat yok"
"Nasıl olmalı?"
"Bilmiyorum ki, şöyle akşam dışarıya çıkmaya kalksan, gidecek bir yer yok"
"İyi de nasıl bir yer gitmek istediğin?"
"Ne bileyim? Diskolar olsa mesela, sakin bir bar, kız arkadaşımızla gidebileceğimiz bir mekan olabilir. Milletin ailesiyle gidebileceği tek bir yer yok"

Ağzındaki bakla en nihayetinde kurulanmak için dışarı çıkmıştı. Evet sosyal hayat beklentisi böyle bir şeydi. Ama anlamını bile bilmediği "Sosyal" kelimesinin ne anlama geldiğinden de habersizdi.
Burada gereksiz ukalalık yapmak istemiyorum.

Tam olarak "Toplumla İlgili" demektir. Eskiler "İçtimai" de derler. Nereden bakarsanız bakın tek bir anlamı vardır; İnsanlar.

***

Bundan önceki yazımda, bu memleketi neden tanıtamıyoruz konusuna giriş yapmıştım. Okuyanlar bilirler, orada, Karaman neden tanınmıyor denildiğinde, insanların ağzından dökülen cümleler, sosyal hayatla ilgili serzenişlere dönüşüyordu.

Şimdi Karaman’ın tanıtımıyla ne ilgisi var, değil mi? Var aslında. Bizler, daha birbirimizi tanımaktan korkarken, kime bu memleket nasıl tanıtılır?

Komşunuzun kim olduğunu biliyor musunuz? Arkadaşlarınızı ne kadar arıyorsunuz? Aramızda konuşacak ne kalmış, bunlardan haberdar mıyız?

Size kısacık bir örnek; İki arkadaş karşılaşır, aralarında şu konuşma geçer ki, buna kendim de dahil olmak üzere çok şahit oldum.

"Merhaba"
"Merhaba"
"Nasılsın?"
"İyilik. Sen nasılsın?"
"Ben de iyiyim"
"…"
"…"

Sonra… Sonrası belli. Bir daha karşılaşana kadar, kimin ne yaptığı, kimseyi ilgilendirmez.

Tanıdığımız insanları arayıp sormadığımız ve giderek birbirimize daha da yabacılaştığımız bir toplumda, hangi sosyalleşmeden ne kadar nasibimizi alırız, gerçekten cevaplanması zor bir soru. Çünkü önceden tanıdığımız insanlara sahip çıkmazken, bugün yeni insanlar tanıma derdine düşmek, alakasız ve bir o kadar da komik bir durum.

Komşularımızı örneğin, ne kadar tanıyoruz? Belki karşı dairede oturan aileden haberiniz var. Bazen üst kattaki komşu gürültü yapınca, orada da birilerinin var olduğunu anlıyoruz. Ya karşı binada oturan insanlar?

Eskiden güzel bir âdeti vardı, bu beğenmediğiniz köyün (!). Mahalleye birileri taşınsa, ertesi gün "Hoş geldiniz" ziyaretine gidilirdi. Bugün bunun gerçekleşmesi ne kadar beklenebilir?

Artık bırakın komşularımızı, tanıdığımızın birinin ölüm haberini bile anonslarla öğrenir olduk.

Kopmaya başlayan insan ilişkilerimizi bugün, sosyal paylaşım siteleriyle gidermeye çalışıyoruz. İyi ki var şu internet. Ve iyi ki bu tip siteleri hazırlayan akıllı insanlar var. Yalnız, öyle garip durumlar var ki, mutlaka sizler de farkındasınızdır.

Ne yaptığından haberinizin olmadığı bir dostunuzu, bu sitelerde görüveriyorsunuz. Sanki çok uzakta bir yerdeymiş de, siz de artık onu bulmuşsunuz gibi seviniyorsunuz. Sanal ortamda biraz sohbet ettikten sonra, bir cadde yukarıda oturduğunu öğreniyorsunuz. Sonra yolda karşılaşıyorsunuz ve görmüyorsunuz. En komiği ise, onun paylaştığı bir video ya da müziği, akşam beğeniyorsunuz. Herkes mi böyle davranıyor peki? Asla! Çünkü biz üstümüze alınmayız böyle şeyleri.

Gelelim şu çözülemeyen "Sosyal Ortam" konusuna.

Gerçekten biri bana anlatsın. Ya ben yanlış biliyorum ya da milletin istekleri çok farklı. Benim kişisel görüşlerim de var normal olarak. Ama anladığım kadarıyla millet başka şeyler istiyor. Buradan şehrimizin ileri gelenlerine, yetkililerine sesleniyorum.

"Allah aşkına halkımıza bir disko kazandırın! Bedava olsun! Girişte de sormasınlar, aile misiniz diye! Milletin canı sıkılıyor, gidecek bir yerleri yok!"

Oldu mu? Ya da;

"Ey yetkililer, halk olarak canımız çok sıkılıyor. Bize hergün konser düzenleyin. Bakın peşin peşin anlaşalım. Para falan vermeyiz. Evde oturmaktan sıkıldık"

Şöyle bir istek de yükselebilir.

"Karaman'a hergün tiyatro, sinema getirin. Bakın yaz geliyor, diziler tatile giriyor. Kafayı yedirtmeyin bize"

Şu memlekette 3 adet sinema salonu var ve ben ne zaman gitsem, koca salonda birkaç kişiyle film seyredilir. Neden gitmiyorsunuz? sorusuna alınan cevap ise belli; Birkaç güne DVD'si gelir.

Arada bir tiyatro gelir, yazık adamlar masraflarını zar zor karşılarlar.

Konser gelir, biletli 500 kişi, biletsiz 2000 kişi. İstanbul'da bir organizatör arkadaşım, bir daha Karaman'da organizasyon işine girmeyeceğini anlatmıştı. Nedeni ise, aynı bu neden.

Yıllar önce birkaç ressam resim sergisi açtı -ki aralarında kardeşim de vardı- gelen giden olmayınca sergi sahipleri can sıkıntısından tavla oynadı.

Daha ne sayacağımı ben de bilmiyorum.

Ceplerimizde yüzlerce liralık telefonlar taşırız ama etkinliklere para vermeyi sevmeyiz biz. Ayda bir de olsa.

Ama bizi biz yapan bir uygulama daha var ki, eşi benzeri yok.

Sanki insanları, birileri oraya sürüklüyormuş gibi garip bir hisse kapıldığım yaz aylarının meşhur uygulaması.

"Yaya yürüyüşüne kapatılan İsmet Paşa Caddesi"

Herkes şikâyetçidir halbuki. Ama gidin bakın, sabah şikayet edenler akşam bir tamam yerlerini almışlar, bir aşağı, bir yukarı saatlerce yürürler. Caddeden çıkıp, bir sonraki caddeye geçemezler mesela. Etrafı kirlettikleri, ellerinde ne varsa, yedikten sonra pervasızca yere attıkları yetmezmiş gibi, yürürken bile şikayet ederler.

Ama konuşmaya başladıklarında mangallarda küller kalmaz.

"Nedir bu memleketin sıkıcılığı? Hiçbir şey yok bu Karaman’da. İl olduk, köyden farkımız yok. Gidecek bir yer, yapacak bir şey yok"

Bütün bunları yaygara yaparak söylerken, elinde tuttuğu o koca torbadaki ayçekirdeğinin kabuklarıyla iz bırakır, attığı her adımda.
"Sinemaya gidelim?"
"Boşver"
"Bir yere oturalım, bir şeyler içelim"
"Yürü Allah aşkına. Masrafa sokma akşam akşam"
"E o zaman?"
"Yürü işte!"
"…"

Evet, büyük şehirlerdeki insanlarda yürüyorlar. Onlar da vakit geçiriyor. Nerelerde mi?

Büyük Alışveriş Merkezlerinde. Yediklerinden arta kalanları sağa sola rahatça atmıyorlar mesela. Konu olarak bir fark var mı? Bence yok. Saatlerce mağaza vitrinlerini seyretmek benim için boşa geçirilmiş zaman olduğundan sanırım.

Uzun lafın kısası, şimdilik elimizde olan ortamları bile gerektiği kadar değerlendiremezken, hala hangi sosyal ortamın sevdasıyla yanıp tutuşuyoruz, gerçekten anlamıyorum.

Aranızda büyük şehirlerde uzunca bir süre zaman geçirmiş okuyucular vardır muhakkak. Ciddi olarak öğrenmek istiyorum. Gezmek amaçlı seyahatlerinin dışında, uzun süre kalıp da, neler yaptıklarını anlatırlarsa, hem bilgilenmiş oluruz, hem de karşılaştırma fırsatımız olur.

Hepinize sevgiler, saygılar...



Bu sayfayı Ekle
| Başka...

Yorumlar  

 
+1 #6 21-05-2010 04:21
bahseetiginiz konunun psikolojik taraflari cok fazla. yani insanin gezecek, gorecek yerler (disko da bunlara dahil) oldugunu bilmesi bile yetiyor demekki. Yani olmasi demek kullanacagimiz anlamina gelmiyor. Orda bir koy var uzakta! Gitmesek de bizim, var oldugunu bilmek yetiyor sanirim.
Alıntı
 
 
+2 #5 19-05-2010 14:39
Gezmek amaçlı gitmiyorsak, iş icabı gidiyoruzdur ve iş gereği gerekenleri yapıp apar topar dönüyoruz.
Alıntı
 
 
+2 #4 18-05-2010 18:57
Vallahi gezmek gibi, tatil gibi bir lüksümüz olmuyorki maalesef. Hani laf vardır ya "Acın gidip, Gücün dönüyoruz" Çoğu zaman gittiğimiz yolu bile görmüyoruz telaşeden. Siz boşverin sosyal hayatı ekonomik zorluklar aşılmadan sosyal istekler netleşmez güzel kardeşim...
Alıntı
 
 
+2 #3 18-05-2010 03:45
Ahmet kardeşim bu hafta da performansın zirvede. Maşallah, güzel bir toplumsal soruna değinmişsin. Teşekkürler, başarılar.
Alıntı
 
 
+2 #2 17-05-2010 14:10
Düşündüm de alt kattaki komşumla karşılaşsak tanımam bile, karşılaştığımız ı bile anlamam. Karşı evde kim oturuyor diye düşündüm, ona da cevap veremedim. Bakkalı tanıyorum işte arada sigara falan alıyorum, darda kalırsak ekmek falan. Diğer alışverişler marketten zaten. Bir de berberi biliyorum karşı köşedeki. Başka ? yok o kadar işte. Ben sosyal yaşamımı bitirmişim ki zaten ne sosyalite isteyebilirim... Az bile söylemişsin Ahmet kardeş...
Alıntı
 
 
+2 #1 16-05-2010 00:05
değişik bir bakış açısı,beğendim.dediğiniz gibi,sosyallik insanın içinde olmalı.gelişen teknolojinin yan etkilerini insanlar antisosyallik zannediyorlar.bu insanları istanbula götürsende orada da yaşanmaz diyeceklerdir.
Alıntı