Bu yazı 4641. defa sizin tarafınızdan okunuyor.
-Konya - Karaman mı?
-Hayır hanımefendi, sadece Karaman! Yirmi yıldan fazla oldu, burası artık kendi başına bir il!
-Özür dilerim...
-Sizinle alakalı değil. Önemi yok demek isterdim ama var...
-Anlıyorum...
* * *
Çok değil, daha birkaç hafta önce, telefonla beni arayan bir bankanın müşteri hizmetleri görevlisiyle aramda geçen konuşmanın kısa bir kesitiydi bu.
Her ne kadar, aslen Konyalı olsam da, çocukluğumu, gençliğimi yaşadığım ve Allah ömür verirse geride kalan hayatımı da bu memlekette yaşamaktan mutluluk duyacağım Karaman, İl olmasının üzerinden yirmi yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen, halâ dışarıdan, küçük bir Anadolu ilçesi olarak tanınıyor.
Böyle tanınıyor ve böyle biliniyor…
Çünkü tanıtamıyoruz!
Öylesine umursamaz bir yapıya bürünmüşüz ki bu konuda, yine de dışarıdan bakanlar burayı bir ilçe olarak addederek bize öyle ya da böyle lütufta bulunuyorlar. Bazen arkadaş sohbetlerimizde, bu toprağın insanı Karaman’dan bahsederken, "Gelişmiş Köy" benzetmesini yapabiliyor. Nedenini sorduğumda ise verilen cevap hep aynı;
-Bu memlekette sosyal hayat sıfır kardeşim!
Kendilerince haklılar sadece. Ama meseleye şu yönüyle de bakmak lazım;
-Sosyal Hayat Nedir?
Bu sorunun cevabını ilerleyen yazılarımda buradan sizlerle paylaşacağım. Bugün yazmak istediklerim bambaşka konular.
Tanınmıyoruz diyoruz ya, haliyle kabahatli hemen başkaları oluyor. Bizi tanımıyorlar, Karaman'ı tanımıyorlar.
Biz Karaman'ı tanıtabiliyor muyuz? Ya da Karaman'ı tanıtmak için ne yapıyoruz?
Elimizde bulunan değerlerimizi sıraladığımızda, hiç de azımsanmayacak kadar çok, bir yığın sonuç çıkıyor.
Düşünün bir kere...
Tarihsel zenginlik?... Ne kadar istiyorsanız!
Tarımsal zenginlik?... Hangi çeşit?
Kültürel zenginlik?... Her adımda!
Doğal zenginlik?... Uçsuz bucaksız!
Saymakla bitmez. Ama sayamıyoruz, anlatamıyoruz. Ovanın ortasında, Karadağ'ın gölgesinde, hani meşhur deyim vardır; "körler sağırlar birbirini ağırlar", işte öyle.
Tarihsel zenginlik dedim ya, öyle üçyüz-beşyüz yıllık tarihten bahsetmiyorum. Binlerce yıllık tarihin yattığı topraklarda, buraları ziyaret eden turist sayısı belli. Bir elin parmakları kadar. Tanıtamadığımız için haberi olmayan ziyaretçiler, yapmak için geldikleri işi, başka yerlerde tamamlıyorlar.
Türkiye'nin tanıtım filmlerini izlediğiniz zaman, bu memleketle ilgili tek kare görüntüye rastlayamazsınız. Denizimiz olsaydı keşke, ama yok. Adıyaman-Kahta'da da yok ama orada bir Nemrut Dağı var. Binlerce turist akın akın ziyarete gidiyor. Nedeni ise, sahip olduğu tarihsel zenginlik. Nevşehir-Ürgüp'te de bir gram deniz yok ama her yıl binlerce yerli ya da yabancı turist çömlek yapmaya gidiyor. Her turist sahile gelmiyor.
Artık turizm sektörünü farklılıklar besliyor. Ve iddia ediyorum ki, Karamanımız bu potansiyele sahip.
Tarımsal zenginlik dedim ya, öyle birkaç ürün değil, çok değişik ürünlerin yetiştirildiği bir zenginlikten bahsediyorum. Ayvalık'ın, Gemlik'in zeytinini, Diyarbakır'ın karpuzunu, Antep'in fıstığını, Bursa'nın şeftalisini, Konya-Meram'ın biberini, Napolleon'un kirazını rahatlıkla üretebiliyoruz. Hatta hatırı sayılır derecede elma üretimine bile sahibiz. Kendi kendimize isim bile taktık. "Elma Şehri". Şu kadar ton elma üretiyoruz, şu kadar ağaca sahibiz, falan filan. Adları ne? Starking, Golden, Arjantin vs. Oysa bir yer var ki, elmaya kendi ismini vermiş, bunu da tüm dünyaya kabul ettirmiş bir kent var karşımızda; "Amasya"...
Ne kadar üretim yapıldığı kadar, ne ürettiğinizin de herkes tarafından bilinmesi önemli.
İlginç bir şey daha var aslında. Buna yine bizler, yani bu topraklar sahip. "Dolaman"...
Tarımsal olarak ekilip üretilmesi bu zamana kadar mümkün olmayan, ne güzeldir ki sadece bizim topraklarımızda yetişen şey. Şey diyorum, çünkü sebze de denilemiyor, mantar da. Tadı ete benziyor, ama değil. Öyle herkesin bulacağı türden bir şeyde değil üstelik. Dikkat istiyor. Beceri istiyor. Toprağın üzerindeki küçücük çatlağın altında olup olmadığını anlamak gerektiriyor. Üretilemiyor ama Allah tarafından her yıl Nisan-Mayıs aylarında toprakta bitiveriyor. Araştıranlar, zengin bir besin kaynağı olduğunu söylüyor, eskiler ise her derde deva olduğunu. Mutlaka bir gerçeklik payı vardır. Gelin görün ki, böylesine ilginç bir 'şey'e sahibiz, ama kimse tanımıyor.
Ben göremedim. Sizler gördünüz mü bilmiyorum. Bu güne kadar hangi TV kanalında ya da haber bülteninde gösterildi? Ama Toroslar'ın "Kuzu Göbeği Mantarı"nı dünya tanımak üzere. Dünyaca ünlü aşçılar, neredeyse sıraya giriyor. Bulunduğu yörelere milyonlarca euroluk katkıda bulunuyor.
Kültürel zenginlik dedim ya...
"Adımız miskindir bizim
Düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız
Kamu alem birdir bize"
Yunus Emre… Türk tasavvufunun en önemli kilit taşlarından Yunus Emre. Yakında bizimle adı anılmayacak neredeyse. Nedeni çok açık. Eskişehir'e kaptırdık gibi, bu toprağın en önemli değerlerinden birini. Şimdi bana kızacaksınız belki ama, hiç öyle kızacak köpürecek bir durum yok ortada. Halen tedavülde olan en büyük değerdeki 200 TL'lik banknota resmini koydular Cân Yunus'un. Yanı başına da bir türbe resmi işlendi. Yunus Emre'nin Eskişehir'deki türbesi. Şimdi kime nasıl anlatıp, kimi nasıl inandıracağız? Yunus Emre'nin kabri Karaman'da diye? "Efendim kaynaklar var elimizde"... Neye yarar? Kim biliyor Osmanlıca okumayı, kaç kişi? Gitti gidiyor yani.
2007 yılı adına tescillenen ve dünyada, koca bir yıl boyunca her yerde konuşulan Mevlana... O büyük düşünürü dünyaya getiren annesi Mümine Hatun; burada yatıyor ve o koca yılda bundan gerektiği kadar bahsedilmiyor.
Karamanoğlu Mehmet Bey… Bir devire damgasını vurmuş, "Türkçeden başka dil konuşulmaya!" diye buyurmuş büyük devlet adamı. Ne gariptir ki, bazen hakkında "Osmanlı'ya başkaldırmış" iddiaları tartışılıyor. Ama gelin görün ki, o büyük devlet adamı, ülkemizde sadece Türk Dil Bayramı'nda hatırlanıyor. Sadece "Türkçe konuşun" dediği günlerde.
Saymakla bitmez…
Doğal zenginlikler dedim ya… Anlayın işte, tabiat örtüsüyle Ermenek, Torosları boydan boya geçen Göksu, yabani atlarıyla, Binbir Kilisesiyle Karadağ, deri tulumun içindeki peynire kendine has tadını veren Ayrancı-Divle obrukları, içindeki tahılı yıllarca bozulmadan muhafaza edebilen Taşkale Doğal Tahıl Ambarları...
O kadar çok ki. Bunları hangi turizm katalogunda gördünüz? İnci kefali deyince Van, aşçılık deyince Bolu-Mengen, bal denilince Anzer Yaylası herkesin bildiği şeyler.
Şimdi bir anket yapılsa ve anket konusu halı olsa, çoğunluk Bünyan, Hereke, Ladik diye sıralar. Oysa Taşkale'nin, ipliklerinde kök boyası kullanılarak dokunan halısı ilgili olmayanlar dışında kimsenin aklına gelmez.
Uzun lafın kısası, biz bir yere bağlı olmadan yaşamıyoruz sanki. İtiraz bile etmiyoruz. Etsek bile havada kalıyor. Yıllar geçse de, insanlar bizleri Konya'nın bir ilçesi olarak hatırlayacaklar. Gocunmalı mıyız? Sizler bilirsiniz.
Üzerinde kurulduğu bütün uygarlıklara başkent olmuş memleketim Karaman, il olmasına rağmen halen ilçe olarak biliniyor.
Yersiz eleştiriler yapmak yerine, Karamanımızı dünyaya nasıl tanıtabiliriz, hep birlikte bir yol bulalım.
Herkese kolay gelsin...