Gerçek Türkiye 7
Bu yazı 3962. defa sizin tarafınızdan okunuyor.
Cuma, 23 Temmuz 2010 17:52

Yürütme erkinin son 7 yıllık görev yaptığı süre içerisinde benim kendi açımdan gördüğüm bir gerçek vardır. Bundan önceki yürütme erki ya da siyaset duayenleri "DÜN DÜNDÜR BUGÜN BUGÜNDÜR" havası ile 1965 yılından 2002 yılına kadar gelmişler ve yarını hiç göstermemişlerdir.
Milletimizin kadirşinas fertleri de sürekli ileriyi göremeden yıllarca bu insanlara desteğini sürdürmüştür. 2002 yılı sonundan itibaren süre gelen bir hadise olmuştur. Dün unutulmuş, bugün unutulmuş, bu atfedilen günlerden önceki tarihler hatırlanır olmuştur. Yarını olmayan milletin dünü ne kadar önemlidir bilemiyorum. Ama biz yarınlar yerine önceki günler ile ve hele hele Türklerin Ergenekon'dan çıkış destanını alay edercesine, geçmiş günü Ergenekon ile bağlantılamak ya da Ergenekon'u destan yerine terör örgütü olarak görmek gerçekten bu milletin bir ferdi olarak bizleri kahretmektedir. Bunu devletin üç erki içerisinde Yargı Erki'nin Silivri Mahkemesi vasıtasıyla duymak daha da üzüntü vericidir. Başka bir isim altında geçmiş günü izah edebilirlerdi, gündeme getirebilirlerdi, ama bu şekilde bir isim ile gündeme gelmesi manidar değil midir? Sadece Ergenekon değil, diğer askeri soruşturmalarda 2003 ve 2005'de olmuş bu hadiselerin bu şekilde ele alınarak askeri küçük düşürmenin ne anlama geldiğini anlayamıyorum. Sadece askerin prestij kaybı dış devletlerin mutluluğu ve daha fazla devletimizin üzerine oyun oynamasından başka ne olabilir? Öyleyse yürütme erkinin geçmişi değil, geleceği tayin etmesi ve gelecek yönünde adım atması milletimizin daha çok taktirini kazanacağı kanaatindeyim. Bu bağlamda 2003 yılında müttefik diye adlandırılan ABD askerlerinin subaylarımızın başına çuval geçirilmesini tutup da gündeme getirmeyenler, bugün Tuncay Güney gibi ne olduğu belirsiz tanık ve gizli tanıklarla askerimizi yıpratmalarını doğru bulmuyorum. Bulunduğum toplulukta da bu konulara ilgi yok denecek kadar azdır. 28 şubat 1997 ya da 27 nisan 2007 tarihli muhtıra ya da balans ayarını yapanlar hakkında en ufak bir işlem yapılmazken tatbikat yapan subaylarımızın yıpratılması nedenli doğru olur anlamakta güçlük çekiyorum.
Özet olarak; yoklukla, yoksullukla, yolsuzlukla bitap düşen vatandaşlarımız, bir de açılımlarla kandırılarak köle işçi olarak çalıştırılmakta sosyal devletin şahsiyet sahibi vatandaşları yerine, feodal devletin sadaka kültürü ile bir yere varabilmenin mümkün olmayacağı kanaatindeyim. Başını ağrıtmış olduğum değerli milletvekillerine, basınımızın temsilcilerine, sivil toplum örgütlerimizin temsilcilerine saygılar sunar bu konularda yardımcı olmalarını istirham ederim.
Çözümler basit gibi görünse de benzer şekilde yapılmadığı taktir de borç batağında olan ülke onun yüksek maaşlı mutlu azınlığı, devlet kanalı ile yandaş zengini, yandaş medya ve diğer yandaşlar ile bir Muz Cumhuriyeti haline geliriz. 1970'li yıllarda ve 2008'li yıllarda olduğu gibi "SON PADİŞAHLAR VE ADETA BİZİM İÇİN İKİNCİ BİR PEYGAMBER" yakıştırmaları çoğalır. Çoğunluğu sadaka ile geçinen toplum haline geliriz.
Yasamanın değerli üyeleri yukarıda belirttiğim konularda çözüm bulunmadığı taktirde Kadı Hadisesi gündeme gelir ki buda çok olumsuz netice verir. Yasayı yapan sizler olması nedeniyle sizlere Kadılık sıfatının atfedilmesi bizleri, milletin aslını üzer. Böyle bir sıfatı da sizlere yakıştırmak istemiyorum. İşsizliğin ayyuka çıktığı ülkemizde zülfü yare dokunarak iğneyi kendinize batırmanızı ve kadılık sıfatından bu şekilde kurtulmasını istirham ediyorum. Özellikle ikiden fazla maaş alan ve iktisadi devlet teşekküllerinde ayda bir defa toplanarak bankamatik memuru olanların üzerinde durulmasını istiyorum. Kişinin bir maaş ve Devletten en yüksek olan maaşı alması gibi.
Çözüm; Ya sosyal Devlet ya da sadaka kültürüdür.
Bu sayfayı Ekle