Bu yazı 4466. defa sizin tarafınızdan okunuyor.
Devlet Baba kelimesi tahmin ediyorum milletler yelpazesinde en çok bizim toplumumuzda saygı gören, kullanılan ve içerisinde çok büyük ulviyet ve anlam taşıyan bir kelimedir.. Eşkıya da devlete ve halka karşı acımasız bir şekilde her alanda saldıran ve onu bulduğu her fırsatta tahrip etmeye ve hatta yok etmeye çalışan pislikler topluluğudur diye düşünüyorum.. Bu şekilde bir ön girişten sonra kısaca bu iki kavramın açılımına bakalım...
Devlet Baba aslında nedir dersek.... Önce vatandaşlarını hiç bir ayırım yapmadan koruyan, onlar arasında asla adaletsizlik yapmadan kol kanat geren ( tıpkı bir ana gibi ) bir kavram ve kurumdur.. Devlet Baba milleti millet yapan değerlerin tamamıdır ve bu milleti milletler camiası içerisinde başını öne eğdirmeden en ileri milletlerin seviyesine çıkartmaya ve bunu yaparken de her bir ferdini çağdaş yaşam standartlarına ulaştırmaya çalışan yüce bir kavram ve kurumsal bir yapıdır.. Devlet Baba sınırları Miaskı Milli ile çizilmiş, vatan toprağının her karışını aynı hassasiyetle koruyan ve bu topraklar üzerinde devralmış olduğu tarihi mirası aynen koruduğu gibi bu mirası toprak genişliğiyle, kültürüyle, insanlar arasındaki mutluluk ve yaşam standardı ile inanç değerleri ile vs.. daha ileri noktalara taşımaya
çalışan devasa bir güç ve içerisindeki kurumsallaşmış güçleriyle asla bırakın yıkılmayı, titretilemeyecek muhteşem bir yapıdır.. Devlet Baba bir diğer tabirle vatandaşlarına karşı yumuşak bir el, şefkatli bir koruyucu, tüm toplum ve vatan düşmanlarına karşıda çelikten bir yumruktur.
Peki bunun karşılığında Eşkıya nedir dersek.. Öncelikle gaflet ve dalalet, hatta hıyanet içinde bulunan zavallı bile denmeyecek şekilde pislikleşmiş bir sürü topluluğudur.. Bunlar savunmasız insanlara ve devletin açıklarına saldırarak palazlanmayı kendilerine şiar edinmişlerdir.. Bunu yaparken de her yol ama her yol, vatan hainliği bile onlar için geçerli ve doğru bir yoldur... Bunlar dış güçlerden ( yani dış eşkıya ) aldıkları taltif, rütbe ve cukkalarla devletin bile yok edilmesi noktasında kendilerine verilen hainlik görevini başarı ile yerine getirmek için gayret göstermekten de geri durmazlar.. Çünkü onların öncelikli değerleri vatan, bayrak millet, bu toprakların altında kanlarıyla bedelini ödeyerek bu vatanı bize bırakan şehitler değildir, onların öncelikli değerleri bu geçici dünyada elde edecekleri gayri meşru yöntemlerle bile olsa elde edecekleri pislik paraları ve o paralarla sürecekleri asalak hayatlarıdır... Onlarda başka ulvi duygular asla yoktur çünkü.. Onlar zaman zaman karşımıza bir kapkaççı, zaman zaman devleti soyan ihale tezgahçısı, zaman zaman kravat takmış ve kendini rolüne çok iyi adapte etmiş bir entellektüel, zaman zaman eli silahlı dağ eşkıyası, zaman zaman devletin temeline dinamit koymaya çalışan bir yazar, şair rolünde, zaman zamanda bir şehir magandası vs şeklinde de çıkabilirler karşımıza...
Böyle bir açılımdan sonra Ramazan ayının son günlerine doğru geldiğimiz şu günlerde isterim ve beklerim ki Devlet Babamız öncelikle fakir fukara ve garip guraba dan başlamak üzere yaşam sistemi, ekonomik yapısı ile yok olmaya yüz tutan milletimize acilen şefkatli elini uzatmalı, insanlarımız arasında son yıllarda süratle açılmakta olan yaşam standartları arasındaki farkları, gelir dengesizliklerini kapatarak her insanımızı, aile yapılarımızı üst bir yaşam standardında birleştirici önlemleri derhal alıp uygulamaya geçmelidir.. Bu durum bence zaten yıllarca kardeşçe geçinen ama her ne hikmetse birden açılım vs nidalarıyla sanki Kürt - Türk savaşıyormuş gibi ortalığa velvele verilmesinden çok daha elzem ve acil bir durumdur.. Zaten bu durum çözüldüğünde ve üç beş asalak çapulcuda ininde Mehmetçiğe tam yetki verilip yok edildiğinde göreceksiniz ki AÇILIM, SAÇILIM nidalarına ihtiyaç kalmayacak ve bu söylemin yapılması bile gülünç bir huzur, barış ve sevgi ortamı kendiliğinden oluşacaktır... Bin yıldır haçlı saldırılarıyla emellerine ulaşamayan dış eşkıya müsveddeleri de böyle bir durumda MODERN HAÇLI SALDIRILARINDAN ( Avrupa birliğine alacağız, azınlıklara demokrasi vs.. gibi ) sonuç alamayacak ve 1071'de MALAZGİRT'te ALPARSLAN'ın, 1453'de İSTANBUL'da FATİH'in, 1919 da ÇANAKKALE'de ATATÜRK'ün karşısında nasıl diz çöktülerse yine öyle çaresiz ve TÜRKÜN gücü karşısında boyun eğmiş vaziyette yeni senaryolarını, yeni haçlı seferlerini uygulamaya koymak için yeni yollar, metotlar bulmaya doğru yol alacaklardır..
Eğer bizler dimdik ayakta durursak, Devlet, Millet el ele verir, hep birlikte Bayrak inmez, Ezan susmaz dersek, bu vatanın her karışı ve her ferdi, 1000 yıldır bize şehitlerimizin emanetidir felsefesi ve inancı ile olaya ve karşımızdaki şer odaklarına bakarsak ve en önemlisi tarihten gelen inancımızla, dimdik tüm iç ve dış emperyalist güçlere karşı omuz omuza durursak bizi inanın Avrupa birliği değil tüm dünya haçlı birliği bile bir araya toplanıp üstümüze gelse yıkamaz... Bize emanet ettikleri güzelim vatan topraklarını kanlarıyla sulayarak, canlarıyla göğüslerini siper ederek bu uğurda şahadeti göze alan tüm aziz şehitlerimizin önünde şu mübarek RAMAZAN ayında saygıyla eğiliyor, mekanları Cennetü alanın en yüce noktası inşallah olur diyerek onların bu aziz hatıralarını da gizli kapaklı da olsa, içten pazarlıklı metotlu bazı çalışmalarla da olsa ihanetleriyle zedeleyecek olanları da YÜCE ALLAH a ( c.c. ) havale ediyorum… Çünkü YÜCE YARADAN gerektiği yerde ihanetin bedelini gerektiği şekliyle ödetir
Saygılarımla…
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir