Bu yazı 5184. defa sizin tarafınızdan okunuyor.
29 Mart 2009 Yerel seçimlerinin akabinde, mevcut global ekonomik kriz, kentsel - bölgesel etmenler, aday faktörleri, yıpranmışlık vs.. sebeplerden dolayı önceki genel-yerel seçim dönemine göre kısmen oy kaybına uğrayan siyasal iktidarın, 2009 yılının kalan bölümünde, iktidar olma ve eski oy düzeyine çıkabilmek adına, hem yerel siyasette hem de genel siyasette bir değişim sürecine gireceği beklenen bir gelişmeydi. Ak Partinin iktidara gelişinden itibaren başlayan, özellikle 29 Mart 2009 Yerel Seçimlerinden itibaren de artarak devam eden bu "Açılım Sürecinin" geçmişte bıraktığı satır başlarını ve bize nelere mal olduğunu gelin beraber bir hatırlayalım.
Aslına kalırsanız, Ak Partinin iktidara ilk geldiğinde yoğunlukla kullandığı kelimelerdendir "Açılım" ve "Değişim" Hatırlarsanız, ilk açılımlarını da kendi adlarına yapıp, özellikle o dönemki medya baskısını kırmak adına, kendilerine yakıştırılan bir siyasi ideolojinin devamı ithamının karşısında, itham ve yakıştırmaları ret edip, kökten değiştiklerini ve gömleklerinden tamamen sıyrıldıklarını söylemişlerdi.
Sonrasında, yurt içinde olası seçmen ve medya baskısı için geliştirilen bu açılım modeli, büyüyerek devam etti ve yavru vatan Kıbrıs'ta da yeni bir açılım meydana getirildi. İsmi zor hatırlanan "Loizidu Davası" Ak Parti hükümeti tarafından, emsal teşkil edilmemesi kaydıyla, kabul edildi ve sonuçta ülkemiz uluslararası hukukta suçlu durumuna düşürüldü ve Rum tarafı da uluslararası arenada haklı durumuna çıktı... ( Tabii, bu emsal teşkil edilmeme şartının hukuken hiçbir geçerliliği olmadığını ve ülke olarak o davada müthiş bir gol yediğimizi de eklemek gerek ) Akabinde de, her yönü ile Rumların lehine olan ama Rumlar tarafından bile şiddetle ret edilen "Annan Planının" Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafından kabul edilmesini sağlayarak, Türk Dışişlerinin 40 yıllık "İki Toplum" politikasını kökten değiştirdiler. O tarihten itibaren "Yavru Vatan" dediğimiz Kıbrıs'a, şu tarih itibari ile artık ne diyeceğimizi de bilemez olduk.O zamandan beri Kıbrıs'ta ne olup bittiğini takip edeniniz var mı?
Tarih sırasıyla yapılan açılımları yazmaya devam edersek, iyi bir Avrupa Birliği açılımı hikayesi var sırada. Kamuoyunun yakinen takip ettiklerinin yanı sıra, bir de el altında hızlıca geçirilen yabacıların mal edinmesini ve yabancılara toprak satışını -Mütekabiliyet Hakkını kaldırmak suretiyle- serbest bırakma açılımı var. Dolayısı ile ülkemizin kritik bölgelerinden binlerce dönüm arazi, ama Avrupalı ama Amerikalı ama İsrailli isteyen ve parası olan herkese, üzerinde şerh olmadan, tapusuyla satıldı.Bizim girişimcilerimiz ise, satılan ülkemiz topraklarının alan ölçüsü karşılığında bu toprakları alan ülkelerden parasıyla ve tapulu bir metrekare yer bile alamadı.
Toprakları yabancı yatırımcıya tapusuyla şerhsiz satılan / açılan bir ülkede, yılların birikimi ile yapılan, karlılıkta en tepede, ülkenin gözbebeği sanayi tesislerinin de kendi çapında bir açılıma katılmaması olur mu sizce? Tabii ki olmaz. "Özelleştirme Açılımı" adı altında, karlılığı en yüksek, stratejik öneme haiz sanayi kuruluşlarımız, ( Telekom, Petkim vs..) o tesislerin birkaç yıllık karları gibi cüzi rakamlara satıldı.Bu memleketin göz nuru, el emeği ve tabir yerindeyse altın yumurtlayan tavuk gibi olan bu sanayi tesisleri bilin bakalım şimdi kimlerin, hangi ülkelerin el altından desteklediği kişi ve firmaların ellerinde?
Geldik son günlerin moda açılımı "Kürt Açılımına" Sonucunda, terörist başının dolaylı yoldan muhatap alındığı, meclis içerisindeki terörist sözcülerinin şımartıldığı, vatana, millete ve -sözde- kendi ırklarına dahi zulüm edenlerin, kan döken teröristlerin af edilme ve devlet himayesine alınma sürecine doğru adım adım gidildiği bu açılım, siyasal iktidarının bütün mermi yuvaları dolu silahla kendi kendine Rus ruleti oynamasına benziyor. Israrla ve defaatle, 2009 yıl sonu hedef gösterilerek tamamlanacağı en tepe ağız tarafından açıklanan ve freni patlamış bir kamyona benzeyen bu açılım sevdası nerede durur bilinmez ama memleketin asıl sahibi Anadolu insanının gururunun incindiği ve takip eden seçim dönemleri için, siyasi tercih noktasında kepi çıkarıp iyice düşüneceği kesin.
Dağda, sayıları onlarca devlet düşmanının, sözde devlete karşı olan eylemlerini bitirmek adına, devlet garantisi ile ovaya indirilmesi, işe yerleştirilmesi, seçme ve seçilme hakkının verilecek olması, vakti zamanında o eşkıyalarla mücadele eden, çatışmada yaralanan, sakat kalan, işsiz kalan Mehmetçiği, oğlu şehit olan Mehmetçik ana, babasını devlete karşı bir şekilde kaybetmek değil midir? Yine bu adı "Açılım" olan süreç, devletin bekası için garantör olan Ordumuzun asimetrik psikolojik savaş ile zamanla yıpratılması yolunu açmaz mı?
Ne günlere kaldık... Ayarını bir türlü tutturamadığımız "Demokratik Toplum" sevdası ve tarihten gelen "Türk Milleti Kadirşinaslığı" geçmişte olduğu gibi şimdi de azınlıkları başımıza bela etmek üzere.En sonunda aklımız başımıza gelecek ama bu işin sonunda "Kadirşinaslık" adına uzattığımız ellerimize bir zarar gelmese, sonucunda el uzattıklarımıza kolumuzu da kaptırmasak.
Duygusal yoğunluğu çok olan, çok çabuk affeden, çok çabuk sevinen ve çok çabuk üzülen insanımız / milletimiz var. Sözde vatansever aslan medyamızın da devreye girmesi ve milletimiz üzerinde yaptığı psikolojik bombardımanın etkisi ile, bazen mantık silsilesinden uzak, duygu yüklü açılımlara da sahip çıkıyoruz. Bizim millet olarak sahip çıktığımız aynı değerlere ve olaylara bir başka milletin aynı şekil ve şartlarda sahip çıkabileceğini ve aynı tepkiyi verebileceğini zannetmiyorum. Hatırlarsanız, Hrant DİNK'in öldürülmesinde neredeyse ( aslan vatansever medyamızın da etkenleriyle ) İstanbul'dan başlayarak neredeyse hepimiz Ermeni olacaktık.
Bir zaman, ince bir espri ile internette, arkadaşlar ve gruplar arasında gönderilen bir dörtlük ile son dönemdeki sözde açılım sevdasına da ( son satırında tarafımdan atıfta bulunularak ) yazımı bitirmek isterim. ( Hiç bir şekilde katılmadığımı da özellikle belirterek ama..)
"Barış Akarsu öldü,
Hepimiz rockçı olduk,
Hrant Dink öldü,
Hepimiz Ermeni olduk,
Allah, Apo'ya İmralı'da uzun ömür versin.."
İnşallah hayırlısı olur.
Allah'a emanet olun.
Mehmet YILDIZBAŞ
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir