Reklam

Allah'ın Vadettiği Günler

Bu yazı 4710.  defa sizin tarafınızdan okunuyor.

Bütün dünya havai fişek gösterileri ve derin kutlamalarla yeni yıla girerken, Filistin'deki din kardeşlerimiz yeni yıla İsrail'in attığı bombaların altında kan ve gözyaşı altında girdi. Şu ana kadar 500'ün üzerinde can kaybı ve 3000 civarında yaralı, bu kanun tanımaz ve Amerikan destekli İsrail Devletinin zulmü altında. Bu kadar acı bilançoya rağmen, uluslararası toplum, "Görmedim, Duymadım, Bilmiyorum" politikasını güderek 3 maymunu oynamaya devam etmekte. Peki bu zulüm nereye kadar devam edecek? Dünya nereye kadar bu zulümü görmezden gelecek?

Zulüm sonsuza dek abad olmaz.

Mazlumun ahı da yerde kalmaz.

Değerli okurlar,

Öteden beri okudukça ürperdiğim, ürperdikçe de manasını kendimce anlamaya çalıştığım o ayet aklıma geldi. Bu ayet, İsra suresinin 8. ayeti. Hani şu, Hz.Peygamber'in, Mescid-i Haram'dan, Mescid-i Aksa'ya getirilip oradan Mirac'a yükseltildiğini açıklayan ayetle başlayan sure.,

Surenin ilk ayeti, peygamber efendimiz Hz.Muhammed (Sav)'in Kudüs'e yaptığı gece yolculuğunu anlatır. Fakat, tuhaftır, normalde insan zihni, hadisenin sonrasının anlatılmasını beklerken, birden bire konu değişir ve adeta yüce Allah, "Mescid-i Aksa demişken, gelin size onun etrafında kopacak hadiseleri de haber vereyim" dermiş gibi, "Biz Musa’ya kitap verdik ve dedik ki, benden başkasını vekil edinmeyin"

Bu ayeti okurken, zihin Hz. Musa'nın kıssasının anlatılmasını beklerken, bu kere de Kur'an, hiç akla gelmeyecek bir yöntemle Nuh'un zürriyeti'nden gelenlere sesleniyor ve "siz nankörlük etmeyin" diyor! Sonra Kur'an yeniden konuya dönüyor ve İsrailoğullarının bütün macerasını aktarmaya başlıyor. Kısaca diyor ki, "Biz İsrailoğullarına verdiğimiz kitapta, kendilerine yeryüzünde iki kere iktidar vereceğimizi, onların da bu iktidarı bir zorbalık ve bozgunculuğa dönüştüreceklerini yazdık."

Biraz tarih bilgilerimizi karıştırıp ayrıntılı bir açıklama yapacak olursak, malum, ilk İsrail iktidarı Davut Peygamber ile başlar. Talut liderliğinde Calut'a ( Golyat'a ) karşı girişilen savaşta İsrailoğulları bölgenin zorba kavmi olan Filistinlileri yenerek ( o gün taş ve sapan kullanan taraf İsrailoğullarıydı, teknolojik üstünlük Golyat'taydı. Ama Davut, Golyat’ı sapan taşıyla öldürdü. Ne ilginç değil mi? Tarih o bölgede bugün tersinden tekerrür ediyor sanki. İsrailoğulları o savaştan sonra Süleyman Mabedi'ni inşa ettiler. Büyüdüler, geliştiler ve muazzam teknolojilerle büyük ordular oluşturdular. Bir süre sonra azgınlıkları dört bir yana sirayet etti. Sataşacak kimse kalmayınca birbirlerine düştüler. Devlet kuzey ve güney İsrail diye ikiyle ayrıldı. Tabii bozgunculuk yapmakta boş durmadılar. Amalika'lılarla savaşıp dururken, dönemin Amerika'sı olan Babil ( Güney Irak) kralı Nebukadnezar, ordusuyla gelip Kuzey İsrail’i tarumar etti ve Süleyman Mabedini yıktı. Halkını zincire vurup Babil'e götürdü. Ardından Ninova ( Kuzey Irak ) hükümdarı güney İsrail'e saldırdı ve o da güney İsrail'i haritadan sildi. Halkını da köleler edinip getirdi ve Kuzey Irak'a yerleştirdi. ( Yeri gelmişken, bugün PKK hamiliğini yapan Barzan aşiretinin ve Mesut Barzani'nin soyu da bu şecere ile İsrailoğulları'na dayanır. Yani, Kürtlük ve Kürtçülük ile uzaktan yakından bir alakaları yoktur. Varlıklarının sebebi, Fırat ve Dicle'nin çıktığı yerde Büyük İsrail'i kurmaktır.)

Şimdi tekrar İsra suresine dönelim ve Kur’an’ın bu hadiseleri nasıl aktardığını görelim:

"Kitapta İsrailoğulları'na şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yeryüzünde iki defa (iktidar olup) bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz. Ve nitekim o iki vaadden ilkinin zamanı geldiğinde, son derece zorlu ve güçlü kullarımızı ( yani Babillileri ve Ninovalıları = yani Iraklıları ) üzerinize gönderdik de ( sizi ) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. Bu, yerine getirilmesi gereken bir sözdü ve gerçekleşti" İsra, 4-5)

İsra Süresinin Altıncı ayeti, İsrailoğullarını açık bir şekilde 'barış'a çağırıyor. Ve diyor ki: "( Bütün bu taşkınlık ve bozgunculuğunuza rağmen ) eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz o da ( kendi ) aleyhinizedir" Yani, daha açıkçası, eğer benim çevresini mübarek kıldığım Kudüs’ün etrafında, barışı tehdit etmeye devam eder ve huzuru bozarsanız. İkinci ve son vadimi gerçekleştiririm. Son vaat ( ahiret ) geldiği zaman, ( yine Babil ve Ninovalılar gibi öyle güçlü kullar göndeririz ki ) yüzlerinizi daha da 'kötü duruma soksunlar', birincisinde ona girdikleri gibi mescit ( Kudüs ) e girsinler ve ele geçirdiklerini 'darmadağın edip mahvetsinler.'

İşte Kur'an'ın ifadesiyle İsrail'i bekleyen akıbet!

Sahihliği tartışılmayan bir hadiste, "Yahudiler zulüm ve bozgunculukta o kadar pervasız ve o kadar insafsız hale gelecekler ki sonunda Allah'ın vaadi gelecek" der. Ve yine o hadis der ki; "O zaman geldiğinde, taşlar bile arkasında saklanan Yahudi'yi ele verecek." Kabbalacılar da bunu kabul ediyor ve ona son savaş anlamına Armageddon diyorlar. Sonun başlangıcı için de en geç 2012 tarihini veriyorlar. ( Yeri gelmişken bu 2012 tarihinin Maya'larda, Aztek'lerde, İnka'larda ve hatta Muhyiddin Arabi, Cüneyd-i Bağdadi'nin eserlerinde sıkça geçtiğini belirtmek isterim.) Kabbalacılar, çokça Kur'andaki "güçlü kullarımızı yeniden üzerinize göndeririz" ifadesinde adı geçen 'güçlü kulların' da "Hz. Nuh'un çocukları" diye bilinen Türkler olduğunu da biliyorlar. Önünde sonunda Türkiye'nin İsrail'e müdahale edeceğini bildikleri için de sürekli Türkiye'yi, "koltuk altında, ekonomik ve siyasi krizler altında" tutmaya çalışıyorlar. Bunu da her şekilde sistemlerinin içine girdikleri Amerika'nın ve Avrupa'nın marifetiyle yapıyorlar tabii...

Kabbalacı Siyonistler, adı geçen ve bir şekilde sabırsızlıkla bekledikleri Armageddon Savaşında tarumar olacaklarını biliyorlar. İsrail'de taş üstünde taş kalmayacağını da biliyorlar. Ama elde ettikleri teknoloji ile o savaşın öncesindeki sebeplere müdahale ederek neticeyi değiştirmeye çalışıyorlar.

Peki ön sebepleri değiştirerek sonucu değiştirmek mümkün mü? Allah'ın vadettiği günler kul eli ile ileri ya da geri götürülebilir mi? Cüz-i irade, küll-i iradeye hakim olabilir mi? Levh-i Mahfuz'daki bilgiler degiştirilebilinir mi? Haşa, Allah vaadinden döner mi?

Zulüm sonsuza dek abad olmaz.

Mazlumun ahı da yerde kalmaz.

Zamanın çokça hızlandığı ve geçmişte bahsedilerek ısrarla hazırlanmamız gereken büyük günlerin yakınlarımızda olduğunu düşünüyorum. Tarih kitaplarında çok büyük olay olarak anlatılan, tarih değiştiren ve insanlığa yön veren ama yüzlerce yılda bir olan olayların daha büyüklerini, bizim neslimizin fazlası ile sıkça göreceği kanaatindeyim.

İnşallah hayırlısı olur.

Allah'a emanet olun.

Mehmet YILDIZBAŞ
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir



Bu sayfayı Ekle
| Başka...