Bu yazı 4757. defa sizin tarafınızdan okunuyor.
Kimi komplocu çevrelere göre ''Devlete düşman gerek'' mantığının bir sonucu, kimi çevrelere göre bir başkaldırının yansıması, kimine göre de devletin şefkatsizliği ve zafiyetinin tezahürü... Fakat, kişilerin bakış açısına göre tanımı çoğalan ama en nihayetinde kati cerrahi müdahaleyi yapamazsanız, görünen sonuç olarak iyi şeylere gebe olmayan bir gerçeğin ta kendisi..
Aslına kalırsanız, sorunun doğru tespiti, çözüm için izlenecek yolun en önemli basamağıdır. Nedir bu Kürt Sorunu? Ya da, bir başka ve asıl bakış açısı ile sorunu olan Kürtlerin derdi? Ortada bir sorun olduğu belli, ama cümlenin manası ''Kürt Sorunu'' demekle mi tam açıklanır, ya da ''Sorunlu Kürt'' demekle mi? Eğer, siz her iki cümle de zaten aynı manaya gelir zaten derseniz, bu yazının kalan kısmını okumanıza gerek yok. "Kürt Sorunu vardır'' cümlesi sizin bu konudaki tüm fikirlerinizi ifade ederse o zaman bu ülkede, bebesinden en yaşlısına tüm Kürtler sorunludur ve acil bu sorunun çözülmesi gerekir dememiz lazım. Ama, ülkedeki Kürtler genel olarak hayat standardı ortalamanın üzerindedir ama içlerinde başta terörist kanat PKK ve onların – ne yazıktır ki – meclise kadar demokrasi adına giren DTP adında ayrılıkçıları vardır ve dolayısı ile ''Sorunu Olan Kürt vardır '' derseniz gelin yazının kalan kısmında bu konu ile alakalı çözüm odaklı bir şeyler yazalım.
Açıkçası, ben ülkemizde bir kapsamlı ''Kürt Sorunu'' olduğu fikrinde olanlardan değilim. Bizde olan, son dönemde Avrupa Birliği hayali ile giydiğimiz '' Cici Türk '' kıyafetinin üzerimize tam oturmamasından mütevellit, bir yerlerimizin aşırı hava alması sonucu, üşütüp öksürmemizdir. Örnek almaya ve içine girmeye çalıştığımız Avrupa'nın terör konusundaki uygulamalarını nedense devlet yetkilileri bir türlü bize getirip uygulamıyorlar. Siz, en basit şekliyle Avrupa'nın en demokratik ülkesinde devletin vatandaşına, memuruna, askerine, polisine velhasıl devlete cürüm işlemiş ya da işlemeye çalışan ya da işleme niyetinde olan kişilerin bizdeki gibi ad - soyad sorgusundan sonra salıverildiğini duydunuz mu? Demokrasinin beşiği sayılan ve insan hakları konusunda biz dahil dünyada kimseye pabuç bırakmayan Fransa'da, 2 sene evvel ( şu sıralar bizdeki gibi ) araçların kundaklanması olayları vardı hatırlarsınız. Olduğu zaman diliminde, tüm dünyada gündemi meşgul eden bu olaylar birden bire kesiliverdi ve bir daha kimse araç yakmaya cesaret edemedi. Kamuoyuna pek yansımayan ama bilinen bir uygulama ile Fransa, Kuzey Afrika kökenli, şehir varoşlarında pek de iç açıcı şartlarda yaşayamayan bu sokak serserilerini, kendi polisine olay yerinde vur emri vererek çözdü.Araç yakma olayları sırasında yerinde infaz edilen ve birinci derece akrabaları tutuklanıp hapse atılan bu yüzlerce kişi diğerlerine bir şekilde örnek oldu. Tabi, demokratik Fransa bu olayları hiçbir şekilde medyasına taşımadı ve dolayısı ile dünya bu olayları duyamadı. Bizde, benzer araç yakma olayını yapan terörist grup karşısında, kendini korumak için bile bir polis havaya silah sıksa, kahraman medyamız bunu sıcak gelişme başlığı ile tüm dünya medyasına sunar, o polis de bu olay sonucu ya görevden el çektirilir ya da geçireceği soruşturma süresi emekliliğine denk gelir.
Bu ülke içinde, devlet için, millet için namuslu bir şekilde hayatını sürdürmeye çalışan birey ile amacı bu milleti ve devleti yıkmak olan birey arasında temel farklılıklar olmalı. İyiye ödül varsa, kötüye de ceza olmalı. 35.000 kişinin kaderiyle oynayan, açıkça devleti yıkmaya çalışan vatan hainlerinin rahatı için koca bir adayı gariban keçileriyle beraber boşaltan, yine o vatan hainlerinin demokratik temsilcilerinin savurduğu yalanlarına cevap için koca bakanını televizyonlara çıkarıp '' Yok öyle Bir şey. Durumu gayet iyidir'' gibilerinden açıklama yaptıran başka bir demokratik devlet var mıdır dünyada? Biz, kraldan fazla kralcılık yapıyoruz. Dünyada tanımı ve sınırları belli demokrasiyi fazla esnetiyoruz. Birileri her şeye rağmen demokrasi diyor ama biz onu da elimize gözümüze bulaştırıyoruz açıkçası. Son günlerde olan sözde toplumsal olayların, devletin değil ama idarecilerin gereksiz yumuşaklıklarından kaynaklandığı düşüncesindeyim. Eğer, bir devletin başbakanı, ülkenin herhangi bir iline gittiğinde o ilin sözde belediye başkanı gerekli saygıyı başbakana ve dolayısı ile devlete göstermeyip, her türlü terbiye sınırını aşıyorsa burada ciddi olarak durup düşünmek gerek. Ve bu son haftalarda olan olayların Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN'ın bu konudaki fikirlerini çok ciddi şekilde değiştireceğini umuyor ve bekliyorum.
Değerli okurlar,
Ulusal basında ve televizyonlarda demokrasi adına konuşan dönme yazarların ve yorumcuların biz Anadolu insanına çokça söylediği bir masal var. Nedir o masal? Sözde, devletimiz, Kürt kökenli vatandaşlarına Anadolu'da mozaik oluşturmak adına yeterince demokratik haklar vermemiş. Ortadoğu coğrafyası içerisinde, Kürt kökenli vatandaşlarına bu kadar demokratik hak veren bizim gibi başka bir ülke yok. Teröristliği aleni şekilde belli olan kişilere seçme ve seçilme hakkı veren, maaş ve sosyal güvenlik sağlayan, hatta vekil seçildi diye hapishanesinden devletinin en kutsal yeri sayılan meclise taşıyan başka bir ülke var mı dünyada? En yakınımızdaki Suriye'de Kürtler devletten nüfus cüzdanı bile alamıyorlar, yapabildikleri tek iş çobanlık. İran'da Kürtler nüfus cüzdanı alabiliyorlar ama resmi sayımlarda yok kabul edilip, ırgatlık, amelelik ve işçilikten başka bir iş kolunda çalıştırılmıyorlar. Biz de, tarihten gelen engin devlet ve millet hoşgörüsü içerisinde gelebildikleri en üst makama kadar gelebiliyorlar ve istedikleri gibi ticari faaliyette bulunabiliyorlar. Ama bana, Irak ve Kuzey Irak'taki Kürtler'in durumu bizden daha iyi derseniz, Saddamsız Irak'ta, 10.000 km öteden gelen Coni abilerinin sayesinde şimdilik hayal dünyasında yaşıyorlar derim. Yanlız, o coğrafyadaki Kürtlerin bu kadar azgınlığa ve adaletsizliğine, Allah bir Saddam daha gönderir diye de için için bekliyorum ne yalan söyleyeyim. Zulüm abad olmaz nihayetinde.
Allah'ın yüce milletimize verdiği inayetiyle, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK liderliğinde ve aziz şehitlerimizin kanları ile kurduğumuz Cumhuriyetimizin 85. yılını bu hafta içerisinde Cumhuriyet Bayramı ile kutlayacağız. İlelebet payidar kalması için kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, içte ve dışta birçok düşman ile mücadele etti, ediyor ve edecek de.. Bize düşen, en basit döngüsü ile birey kendi işimizi iyi yapmak, çok çalışmak ve güçlü olmak. Siz, devlet olarak güçlü oldunuz mu, demokrasi de sizsiniz, krallık da sizsiniz. Güçlü ülke oldunuz mu, iç işlerinize kimse karışamaz, olan olayları kimse görmez, duymaz. İç terörü de ezersiniz, dış terörü de.. Ama, gücünüzü kaybederseniz, adam size 10.000 km öteden acı pizzalı demokrasi getirir. Hoş, 500 milyar dolar dış borç, 50 milyar dolara yakın ticaret açığı sizi dünyada güçlü ülke yapmaz sadece IMF ve büyük dünya baronlarına bağımlı yapar ya.. Her şeye rağmen 2009 Yerel Seçimlerinden başlayarak ülkemizin ve insanımızın yeni bir atağa geçeceği umudundayım. İnşallah bu seçimlerle beraber, yereldeki yöneticilerden başlayarak akil insanlar toplumu yönetmeye talip olurlar ve bu vesile ile ülkemizin, insanımızın üzerindeki ölü toprağını beraber silkeleriz.
Bu vesile ile Cumhuriyet Bayramınızı kutlarım.
İnşallah hayırlısı olur.
Allah' a emanet olun.
Mehmet YILDIZBAŞ
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir