Reklam

Yer Yüzünden Yer Beğen, Seni Oraya Dikeyim!

Bu yazı 4531.  defa sizin tarafınızdan okunuyor.

       Bayrak, bir milletin, devletin, bir toplumun, eyaletin dil, din ırk ayrımı yapmadan belirli insanları kendi çatısı altında toplayan ve bu gurupları temsil eden kutsal bir değerdir. Bayrak, tarihte bilinen en eski simgelerden birisidir.

       Her millette bağımsızlık göstergesi olmuş, devletin hakimiyetini, bağımsızlığını ve şerefini temsil etmiş ve bundan dolayıdır ki bayrağa büyük saygı ve muhabbet gösterilmiştir.

       Eski kavimler ve devletler kendilerince geliştirdikleri, kendilerini tanımlayan bayrak ve bayrağa benzeyen simgeler kullandılar. Toplumlar, boylar, kavimler zaman zaman kendilerini diğer toplumlardan ayırmak için geliştirdikleri bayraklarla kendilerini temsil ettiler. Bu olay eski Türk boylarında görüldüğü gibi İslâm tarihinde de görülmektedir.

       Türklerin ilk kullandıkları bayrağın rengi ve şekli hakkında kesin bir bilgi olmamakla beraber Orta Asya tarihi bilgilerine dayanarak İslâmiyetten önceki Türklerin tuğ adı verilen bayrak veya sembolleri kullandığı belirtilmektedir. Türkler siyahtan kırmızıya, maviden sarıya çeşitli renk ve sembollerde bayraklar kullanmışlardır.

       Türkler İslâmiyeti kabulünden sonra bayraklarında Türk-İslam motif ve şeklini çağrıştıran işaret ve semboller kullandılar.

       Gazneliler, Karahanlılar, Büyük Selçuklu Devletinde de Türk-islâm motifli bayraklar kullanıldı. Haçlı seferlerine karşı başarı gösteren Selahattin Eyyübî'nin bayrağı sarı renkli olup üzerinde hilal bulunmaktaydı.

       Osmanlılar zamanında da çeşitli renk ve biçimlerde baraklar kullanıldı. Osmanlıda bayrak padişahı dolayısı ile devleti temsil ederdi. İkinci meşrutiyetin ilanına kadar orduda üzerinde ayetler yazılı ve hükümdarların armalarını taşıyan saçaklı çeşitli alay sancakları kullanıldı ve ondan sonra da kullanılmaya devam edildi. Bu sancakların rengi genellikle kırmızı idi. Kırmızı renk üzerine hilal ve yıldız bulunan bayrak Osmanlılarda ilk defa 1793 yılında resmi bayrak olarak kabul edildi. Bu bayraktaki yıldız sekiz köşeli hilalin şekli biraz daha açıktı.

       T.B.M.Meclisinin ilanı ve hilâfetin kaldırılmasıyla da bayraklarda bir geçiş dönemi yaşandı.

       Nitekim 29 Mayıs 1936 da 2994 sayılı kanunla Türk bayrağının şekli ve ölçüleri kesin bir şekilde tespit edildi.

       2893 sayılı Türk Bayrağı Kanuna göre Türk bayrağının şekli ve oranları gösterilmiş beyaz ay-yıldızlı al bayraktır.

       Yukarıda bahsettiğin gibi bayrak kutsal bir değerdir. Her toplumda her dönemde şeref ve bağımsızlık temsili olmuştur.

       Mevcut kanunun maddelerini ve ilgili tüzüklere baktığınızda bayrak, kamu kurum ve kuruluşları ile yurtdışı temsilciliklerine ve kamu kuruluşlarıyla gerçek ve tüzel kişilerin deniz vasıtalarına çekilir. Bayrağın nerelerde daimi olarak çekileceği, nerelerde fon olarak kullanılacağı veya asılacağı ilgili kanunlarda belirtilir.

       Ve denilmiştir ki layık olduğu manevi değeri zedeleyecek herhangi bir şekilde konulamaz. Resmi yemin törenleri dışında her ne maksatla olursa olsun masalara, kürsülere örtü olarak serilemez. Oturulan veya ayakta basılan yerlere konulamaz, bu yerlere ve benzeri eşyaya bayrağın şekli yapılamaz.

       Şimdi...

       Bayrağın tarih içindeki yerine, dönemlerine, Türk bayrağı kanunlarına baktığımızda aklımı yormadan geçemeyeceğim.

       Yaklaşık iki ay önce ilimizde kutladığımız Türk Dil Bayramı nedeniyle caddelerimize, bulvar ve sokaklarımıza yine belediyemiz tarafından ay-yıldızlı Türk bayrakları asılarak şehir süslenmişti. Tabi doğal olarak ta, bayram bitişinde bu bayraklar toplandı. Buraya kadar normal. Fakat toplama işleminde bir ihmal, bir vurdum duymazlık olmalı ki canımız kadar aziz bildiğimiz al-bayrak bazı ağaç dallarında, elektrik direklerinde perişan bir şekilde sallanmaya, esen rüzgarlarda gelişi güzel savrulmaya devam etmekte. Yukarıda belirttiğim bayrağın bu güne gelmesindeki önemi ve kanun – tüzüklerde belirtilen maddeleri bir yanımıza bu vurdumduymazlığı da diğer yanımıza koyarsak ben bu olayı şanımıza şerefimize, bağımsızlığımıza kısacası bayrağımıza hakaret kabul ediyorum. Bir yetkili çıkıp ta bu güne kadar bu bayrakları toplamadı, toplatmadı.

       Özellikle Konya yolu otogar istikameti ve otogar kavşağındaki bayrakların elektrik direklerinde perişan savruluşları içimi titretmekte.

       Oysa biz Arif Nihat Asya’nın bayrak şiirinde belirttiği gibi:

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver !

diye haykırmak isterdik. Ama bu bayrakların dalgalandığı yerleri görünce şairin kemiklerinin titrediğini hisseder gibiyim. Yalnız şairin mi. Bu bayrak için toprağa düşmüş binlerce şehidin de mezarında rahat olmadığını düşünüyorum.

       Yazımı yine bu şiirin son dörtlüğü ile bitirmek isterim.

...
Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
Yer yüzünde yer beğen !
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim !

Hikmet EİLTAŞ
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir



Bu sayfayı Ekle
| Başka...