Dünyanın ve de güzel ülkemizin yaşadığı bu ekonomik deprem sürecinde, ülkemizin de kendine has pek çok sorunu var. Dolayısı ile bu sorunların çözümü için her sorun tek tek ele alınmalı, irdelenmeli ve ulusal çözümler üretilmelidir. Elbette 1984 den beri süren ve yaklaşık 40.000 yurttaşımızın hayatına ve 300 milyar $ ulusal gidere malolan terör de, bu sorunlarımızdan birisidir. Bu sorunumuzun da ivedilikle çözülmesi lazım. Ama, bu sorunumuzun çözümü esnasında, iç huzur ve güvenliğimizin sağlanması adı altında birilerinin kışkırtmalarına kanmamamız gerekir inancındayım.
Mayıs 2009'dan beri hükümet tarafından kamuoyuna deklere edilen, öncesinde ''Kürt Açılımı'', ortasında ''Demokratik Açılım'' ve sonrasında ''Barış ve Kardeşlik Projesi '' adları altında kendine bir yön bulmaya çalışan ''Açılım Süreci'' nin fazlaca aceleye geldiğini düşünüyorum.Bu ''Açılım Sevdası '' öncesinde, Başbakan Recep Tayyip ERDOGAN tarafından bizzat kamuyona sunulan ''Sigarayı Bırakma Kampanyasının'' daha kontrollü ve başarılı olduğunu düşünüyorum.Özellikle, mevcut azınlık yapısı içerisinde %10 kapasiteyi temsil etmeyen sözde vekil kimliğinde PKK taşeronlarının muhatap alınması ve Habur Sınır kapısında olan kepazelikler özünde iyi niyetli olduğuna inandığımız bu adımın boşa gitmesine en büyük sebeplerden oldu.Bununla beraber, olan dengesiz gelişmelere haklı olarak tepki veren, şehid ailelerine ve gazilere -demokratik hak gereği yaptıkları- mitinglerinde yapılan uygulamalar da toplumun tepkisini fazlası ile çektiği aşikar.
Hükümet tarafından ortaya atılan demokratik açılımda, etnik topluluğun kültürel beklentileri, istekleri, bütün etnik toplulukları içeren Anayasa'ya ve yasalara ters düşmeyen, radikal öğelerin yer almadığı ortak çözüm paketi ile ele alınmalıdıydı. Etnik topluluklardan birinin sayısal üstünlüğü, daha kötüsü terörünün yarattığı dehşet, korku, panik, şaşkınlık etkisi ile bir toplum kesimine ayrıcalık tanımak, evrensel insan hakları ve demokrasi kavramı ile toptan olarak çatışır. Toplumlara kötü örnek olur. Diğer etnik topluluklara ‘'Sizler yoksunuz’' iletisini verir ve zamanla '' Ayrıştıma '' getirir. '‘Terörle bir yere varılmaz’' anlayışını yıkar. Başta Türkler ve Kürtler olmak üzere diğer etnik topluluklarda tedirginlik, çatışma, kargaşa yaratır..Demokratik açılımın, bütün etnik toplulukları eşit şekilde kavrayacak biçimde, teröre artı prim vermeden yapılması gerekirken, şu ana kadar yapılanların hiç bu eksende olmadığını çok net bir şekilde görmekteyiz.
Terörizme karşı en önemli aşı, ulusal birlik ve bütünlüğün pekiştirilmesidir. Bu birlik ise terörizme karşı toplumsal anlaşma ve sorunlara ulusal güvenliğimiz ve ulusal birlikteliğimizin sağlanması ön koşulu ile bakmamızı gerektirir. Yoksa ülkemizin bazı sorunlarına Kürt Sorunu diyerek çözmeye kalkmak bizleri çok büyük yanlışlara götürür. Çünkü ülkemizde bazılarına göre 16, bazılarına göre de 26 tane alt kimlik sahibi vatandaşlarımız var. Onların sorunları yok mu? Her sorunu olan grup için bir tanımlama yapmaya kalkarsak, ulusal birlik ve bütünlüğümüz yok olmaz mı? Memleketi çatışmaya, bölünmeye doğru sürüklemeye kimsenin hakkı yoktur. Bu millet çatışma istemiyor. Refah istiyor, kalkınma istiyor, iş istiyor, aş istiyor, kaliteli eğitim istiyor, insanca yaşama istiyor..
Hattızatında, T Ü R K ve K Ü R T kelimelerinin aynı harflerden oluştuğunu görmemiz gerek. Yani yüzyıllardır aynı ülkede yaşayan, aynı havayı soluyan ve aynı suyu paylaşan, akraba ve kardeş olan yurttaşların oluşturduğu bir ulus olduğumuzu bilmemiz gerekiyor. Yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK, ulusal birlikteliğimizi ''NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE ! '' özdeyişi ile dile getirmiştir. Bu ana fikirin tüm yöneticilerimlz tarafındanda kabul edilmesi Türkiye Cumhuriyetinin ilalebet yaşamasına neden olacaktır.
Mayıs 2009 itibari ile, olan bütün olumsuzluklarına rağmen, iyi niyet dahilinde oluşturulduğuna inanmaya çalıştığımız '' Açılım Sürecinde '' bir vatandaş gözüyle görebildiğim ve kendimce gelinen nokta olarak tasvir edebildiğim, bu açılım sevdasının koca bir hayale doğru gittiği.Şu aşamadan sonra, bu kadar toplumsal tepki karşısında hükümetin bu olayı daha fazla ileriye götüreceğini zannetmiyorum.Hele hele, Avrupa Birliğinin devletimizin kadirşinaslığına güvenerek ve haddini aşarak, bebek katili Abdulah Öcalan için bir yol haritası isteme cesaretinde bulunması, bu işte sonun başlangıcı olmalı diye düşünüyorum.PKK'nın Diyarbakır şubesi başkanı Osman Baydemir'in tüm milletin gözünün içine baka baka, hükümete ve dolayısı ile devlete ettiği galiz küfürler, kabül edilebilir bir kıvamda olmasa gerek.Ne kadar demokratik olursanız olun, herşeye rağmen yola devam denilecek bir durum değil ortada olan bu durum.Cumhuriyet tarihinden bu tarafa, hiçbir milli hükümet, halkına rağmen bir adım atma konusunda taraftar olmamıştır ve mevcut hükümetin de millete rağmen bu ileri adımı atabileceğini zannetmiyorum.Artık bu açılım sevdasında frene basılmalı ve toplumsal dinamikler yeniden gözden geçirilmeli.
Velev ki, millete rağmen bu politika devam ederse, muhtemel 2011 Seçimlerinde neler olur, kimler meclise '' Seçilmiş '' statüsüyle girer tahmin etmek zor değil.Son 6 ayda kesinlikle olmaz dediğimiz o kadar olay oluverdi ki..
İnşallah hayırlısı olur.
Allah'a emanet olun.
Yorum