Kuran-ı Kerim tilavetiyle başlayan konferansın açılış konuşmasını yapan İlim ve Medeniyet Öğrenci Topluluğu Başkanı Muhammet Fatih Topal, “Geçen asırlar ve içinde bulunduğumuz zamanda Müslüman toplumların bazılarının mübtela olduğu bir hastalık var ki bu da sünnet-i seniyye üzerinde şüphe, itiraz ve inkar hastalığıdır. Bu insanlar hadislerin tespit, tedvin ve nakil yolu üzerine bir takım şüpheler ortaya atarak dinin ikinci asıl kaynağını zedelemekte ve sonunda güya dini ve Kuran’ı asli hüviyetine kavuşturacağız diye sünneti devre dışı bırakmaktadırlar. Bunun asıl tehlikeli yanı ise fikirleri kafir ve müşriklerin değil, kendini Müslüman sayan kimselerin ortaya atıp savunmaları ve cahil Müslümanların da gerçek zannedip bu düşüncenin peşine takılmalarıdır. Sünnet konusunda şüpheye düşenlere Kuran en güzel cevabı veriyor; ‘Kim Resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.’” diyerek katılan herkese teşekkürlerini sundu.

 

“Sünnet üzerine bir takım itirazlar ve şüpheler hep olmuştur”

 

Araştırmacı Yazar İbrahim Uygun, “İlk dönem itibariyle sünnet üzerine bir takım itirazlar ve şüpheler hep olmuştur fakat itirazların karşısında çok güçlü duruşlar sergilenmiştir. Ayetlerin de indiği bir dil vardır: Arapça. Arap lügatı, edebiyle belagatıyla çok farklıdır. Ne kadar Arapçayı iyi bilirsek bilelim bazı ayetleri anlamamız ve idrakimiz zordur. Bundan sebeptir ki Allahu Teala Kuran-ı Kerim ayetlerinin beyanını Peygamber Efendimize bıraktığını Nahl Suresi 44’üncü ayette ‘Onları Apaçık deliller ve kitaplarla gönderdik. Sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler’ diye belirtiyor.” şeklinde konuştu.

 

“Kuran-ı Kerim ve sünnet birbirinden ayrılamaz”

 

“Kuran-ı Kerim ve sünnet birbirinden ayrılamaz. Eğer ayrılırsa yoldan çıkmış oluruz ve ne tarafa gideceğimizi bilemeyiz diyen Uygun, “Bir Müslüman, Rabbinin kitabına ve Peygamber Efendimize farklı bir gözle bakamaz. Allahu Teala Kuran-ı Kerim’de ‘Resûlullah, size ne verdiyse o zaman onu alın. Ve o, sizi neden nehyetti ise o taktirde ondan vazgeçin.’ demiştir. Bize indirilen bütün emirlerin; namaz, oruç, hac, zekat gibi ibadetlerin vücut bulma şekli Peygamber Efendimiz tarafından tatbik edilerek en ince ayrıntısına kadar yapılmıştır. Biz insanoğlu itilafa, anlaşmazlığa düştüğümüzde sünnet-i seniyye olmasaydı cihetimiz eksik kalırdı. Kuran-ı Kerim indiği zaman bizden istenen kulluğun açılımını Peygamberimiz bize uygulamalı olarak gösterdi. Günlük hayatımızda bir ağacın aşılanmasından tutun da bir doktora gittiğimizde bile işin ehli olan insanlarla muhatap olmak isteriz. İnsanoğlu elinde kaynak bile olsa her zaman birilerine ihtiyaç duyar.” dedi.

 

“Kişilik ve şahsiyetimiz üzerinde sünnetlerin etkisi fazlasıyla mevcuttur”

 

Herkesin kendi anladığının doğru olduğunu savunduğunu söyleyen Uygun, “Kuran-ı Kerim herkesin anladığı gibi değildir. Allahu Teala ayet-i kerimeleri indirirken muradı farklıdır ve kul olarak bizden istediği görevler vardır. Peygamber Efendimiz de tebliğle görevli olduğu kadar tefsirle de görevli olduğu için Kuran’ı ancak o anlar ve uygulayarak bize aktarabilir. Sünneti reddetmek bir Müslüman için uygun değildir. Sünneti uygulamaz ve çıkarırsak din diye bir şey kalmaz. Kuran’ı Kerim bizlere ulaştığı halde hadis-i şerifler ulaşmasaydı eğer, sadece Peygamber Efendimiz döneminde yaşayan Ashab-ı kiram görüp uygulayabilirdi ve bizim cihetimiz olmazdı. Ashab-ı kiram sünnet-i seniyeyi aynı şekilde muhafaza edip bizlere ulaşmasına vesile olmuşlardır. Kişilik ve şahsiyetimiz üzerinde sünnetlerin etkisi fazlasıyla mevcuttur. Peygamber Efendimizin beyanı üzerimizedir.” diyerek sözlerini tamamladı.

Konferans katılımcıların sorularının cevaplandırılması ve plaket takdimi ile sona erdi.