| Zaman Geçiyor |
|
|
| Salı, 26 Ağustos 2008 | |
|
Seviyorsanız saf sayılıyorsunuz, mutluysanız önemsiz ve basit diyorlar, açık elli ve özverili iseniz kuşkuyla bakıyorlar size... Bağışlayıcı bir tip iseniz zayıf deniliyor, sizin için. Başkalarına güveniyorsanız aptal diyorlar size. Bütün bu iyiliklere sahip olmak istediğinizde, insanlar hemen sizin sahte olduğunuza inanıyorlar. Hangisi acaba? Hangisini deneyelim. Toplumumuz öyle bir duruma gelmiş ki, ellerinde çamur, nişan almış askerler gibi fırlatmaya yer arıyorlar. Kaza bela siz geçerseniz yandınız. Neden mi? Çünkü insanlarımız inanılmayacak hareketlerde bulunuyorlar. Bir söz, bin söz olarak sahibine geri dönüyor. Araştırma yapılmadan, sebep belirtilmeden daha doğrusu kimseyi ilgilendirmeyen konular hakkında yorum yapılıyor. Tüm işleri bitirmişler sıra ona gelmiş gibi. Güven sıfır, özenti, heves mi? Almış başını gidiyor. Kıskançlık da mı var diyorsunuz? Haklısınız, bence de var. İnsanlar böyle davrandıkça sonu nereye gider bilinmez. Ama şunu kesin biliyoruz; Etrafımızda güveneceğimiz, sırrımızı, derdimizi, sevincimizi, üzüntümüzü anlatacağımız kimse kalmayacak. Dilin güvense de kalbin güvenmeyecek bir yerde. Yavaş yavaş insanlar kendilerini kaybediyorlar. Daha sonra da etrafındakileri. Öyle bir duruma gelmişiz ki sevgimizi söylemekten utanan insanlara dönmüşüz. Sevgi bu, yürekte saklanmaz ki. Birbirimizi sevdiğimizi kabul edip bunu çevreye duyurmaktan neden bu denli korkuyoruz acaba? o da meçhul. Gerçekten, hoşlanma ve sevme gibi sözcüklerin duyusal ve eski moda sayıldığı bir toplumda yaşamakta olduğumuz için mi acaba? Buna okuyucular karar versin. Düşündünüz mü hiç, en son kime zamanında "seni seviyorum" dediniz? Ya da en son gözünüzle görmediğiniz, kulağınızla duymadığınız, bir şey hakkında yorum yaptınız? Veya içinizde, kalbinizde büyük bir sevgi yumağı olup olmadığını hissettiniz mi? Her şeyin para sayıldığı günümüzde, teşekkürün bedava olduğunu düşünerek dahi teşekkür etmekten sakındığınız oldu mu? Bu sorulara cevap vermek isteyenler, hatta böyle soruları, düşünceleri unutmuş insanlarımızda olabilir. Biliyorsunuz seversek sevilir, verirsek alır, bağışlarsak bağışlanabiliriz. Sevgi dolu bir ortamda ot yemek, nefret içinde et yemekten daha çok güç ve huzur verir. Etrafımızdakilerle biraz başımızı kaldırıp ilgilensek ne kaybederiz ki? Bir küçük tebessüm, küçük sıcak kelimeler, sevgi, saygı ve huzur dolu bir ortam değmez mi tüm bunlara? Üzüntünüz gitmedi mi onu başkalarıyla paylaştığınız zaman? İnsanlara güven duyulmaması gerekiyor, diyenlerin oluşturduğu çoğunluğa doğru gidiyoruz. Ama kendimize hiç laf söyletmiyoruz. İçinizdeki nefreti, kin tutmayı ve katılığı entelektüel yönden duyusal tükenme kadar yıkıcı, kahredici ve kendi kendimizi bozguna uğratıcı duyular olduğunu anlayalım artık. İnsanları sevelim ve kendimizin de mükemmel olmadığını bilelim. Bizi zaman zaman kırmış insanları da sevelim. Onların insan olarak değerli kişiler olduğunu da bilelim. İnsanların değişeceğine inanın. İşte o zaman insanlara olan sevgimiz, güvenimiz gelişir ve artar. Daha huzurlu, güven verici, sevgi dolu bir ortam elbette var hala. Önemli olan insanların bunu keşfetmesi ve zaman geçmeden çıkarmasıdır. Sadece ne istediğimizi bilip ona doğru yönelmeliyiz. Yukarıda bahsettiğim ortam mı istiyorsunuz? Evet diyorsanız, o halde neden hala duruyorsunuz? Koşmaya başlayın, zaman geçiyor.... Yorumlar (1)
![]() bravo, ortam bu kadar güzel resmedilebilir Yazan Hatice, Ekim 03, 2008
İçinde yaşadığımız ortamı çok güzel tasvir etmişsiniz. Tebrik ediyorum. Umarım ideallerinizi anlayabilen "birlikte koşabileceğiniz" çoook sayıda "gerçek dostlar" olur....
Yorum Yaz
|





