Görmemişin Sıcağı Olmuş... Yazdır E-posta
  • Currently 3.8/5 Yıldız.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Begenilme Orani: 3.8/5 (4 Begenilme Ortalamasi)

Cumartesi, 26 Ağustos 2006

Görmemişin sıcağı olmuş, tutmuş kendini yakmış...

       Evet, görmedik bu kadar sıcağı. Şahsen ben, bu yaşıma kadar hiç bu kadar bunaltan, yakan ve terleten bir yaz mevsimi daha hatırlamıyorum. İlkokula giderken, yağan kar yüzünden bahçe kapısının kar altında kalması nedeniyle, okula gidemediğimizi hatırlarım. ( 1985 ±1) Sel baskını neticesinde, hemen yanımızdaki briketçinin tahtalarından sal yaptığımızı da hatırlarım (1986 ±1) Ama bu kadar etkili bir sıcak yok hatıra ekranlarımda.

       Doktorların günlük su tüketimimiz konusunda verdikleri rakamları, hep astronomik olarak düşünmüşümdür. ( günlük 2,5 - 3 litre) Ancak, bu yaz mevsimi neticesinde fark ettim ki; daha fazlasını içiyorum bir günde. Hele bir sebepten dolayı bir saatten fazla dışarıda kalmışsam, duş alırcasına kullanıyorum, çok çok daha fazlasını.

       Mayıs sonunda söylediklerimi çok iyi hatırlıyorum; "Mayıs'ta bu kadar sıcak olursa, Ağustos nasıl geçer ?"

       Geçti, geçiyor çok şükür, ancak neler kaybettik, neleri sıcağa teslim ettik... Cehalet, bilinçsizlik, umursamazlık bize bu yaz mevsiminin faturasını epey kabarık çıkarttı.

       Çok şükür Karaman'da duymadık böyle bir olay ama; yaşlı insanlarını kaybetti pek çok insanımız, Türkiye'nin değişik yerlerinde. Yaşları gereği dayanıklılıkları azalan o anne - babalar, kimisi kapı önlerinde, kimisi kapalı kapılar ardında, evinde can verdi sıcak nedeniyle.

       Düşünüyorum da, çözüm üretebilir miydik diye, hemen vazgeçiyorum sonra, el öpmek için bile "Anneler Günü"nü bekleyen bir nesil yetiştiriyoruz ne de olsa. Ne bekleyecektik ki ? ne bekleyeceklerdi ki ömürlerini sebil ettikleri evlatlarından ? Babamızın yapmadık diye kızdığı pek çok şeyi, daha zamanı değil deyip, geçiştiriyoruz artık. Çünkü öyle bir kültür sahibi olduk ki "milenyum"da, her şeyin bir günü, bir vakti var. Anneler Günü dışında annemizin, Babalar Günü harici babamızın elini öpmek yasak sanki. Anneler, babalar, öğretmenler, yaşlılar ve pek çok değerimiz hatırlanmak için, günlerini beklemek zorundalar artık. Oysa çocukluğumuzda "hiç bir şey olmasa bile Sıla-i Rahim" derdi rahmetli annem, "amaaan anne" diye gitmek istemediğimizde.

       Anne babalar kadar yaşlı, hatta büyük bir kısmı çok çok daha yaşlı başka büyüklerimizi de kaybettik, bu yaz mevsiminde. Kimisi kızıl çam, kimisi meşe, kimi kavak, kimi elma - armut, kıyaslamak doğru mu bilmiyorum ama belki ana babalarımızdan çok daha önemli değerlerimizi, ciğerlerimizi kaybettik. Ormanlarımızı...

       Tema Vakfı'nın son tespiti insanın kanını donduracak cinstendi. "1937 yılından bu yana 77.785 adet orman yangını çıktı. Bu yangınlarda yaklaşık İstanbul'un 3 katı büyüklüğünde 1.583.847 ha orman alanı yok oldu."... Şöyle canlandırıverelim Türkiye haritası üzerinde 3 tane İstanbul'u... Gerçekten de ciddi bir üzüntü yaşaması gerekir bu büyüklüğü fark eden her insanın.

       Uğruna canlar, kanlar verilen ve bu günlerde pkk denen vahşi yaratıklara bile vermemek için hala şehid verdiğimiz ülke topraklarımızın, can damarlarını kendi ellerimizle kurutuyoruz nedense. Bir fidanın, ağaç sıfatını kazanabilmesi için ne kadar zaman gerektiğini düşündüğümüzde, daha da kötüsü, "fidan dikme" alışkanlığının neredeyse sıfıra yaklaştığı bir toplumda, sellere, erozyona, su kaybına en büyük savunma gücü olan ağaçlarımız, ormanlarımız yok oluyor.

       Ağaç yoksa, bitki örtüsü yoksa, toprak yok demektir. Toprak yoksa da; ekmek yok, sebze meyve yok, yani yaşam yok demektir.

       Bilinçsize kirlettiğimiz çevreye, şehirlerimizin, ülkemizin ziynetleri olan ağaçlarımızı, ormanlarımızı korumazsak, yarın nerede piknik yapıp sonra çöplerimizi yığınlar halinde bırakacağız ? Üstelik sağlıklı yaşam için bir numaralı ilaç olarak gösterilen meyvelerin, bu kalan çöplüklerde yetişme ihtimali de yok...

       Sel baskınlarına, erozyona, Arabistan çöllerine, ülkece bir hasretimiz yoksa, bir an önce tedbir almalı, bilinçsizce atılan sigara izmaritlerine, ormanlık alanlara atılan cam ve benzeri mercek görevi yapacak maddelere, gaz ocağı kullanarak daha az masraf edeceğimiz yemeklerimizi, üstelik söndürmeden bıraktığımız, ağaç altında yaktığımız ateşlerde pişirmeye, hasılı, bence insan olmanın faziletlerinden olan "çevre ve doğa bilinci" olmayan insanlar yetiştirmeye bir son vermezsek, çok yakında kaçak kesim yapabileceğimiz kadar bile ağacımız kalmayacak. Varın ondan sonrasını da siz düşünün...

       Sanırım "görmemişin sıcağı olmuş, tutmuş kendini yakmış" sözü, ondan sonra, atasözü haline gelecek.

       Hiç böyle bir yaz mevsimi hatırlamıyorum. Eksi 30 derece soğuğu yaşadığımız önceki seneyi; evet, haftalarca okulların tatil olduğu 90 ların sonundaki kışları; evet, ama bu kadar sıcağını; asla...

       Şimdi "bu sıcağın kışı" nı düşünüyorum. Umarım, görmemişin bir de soğuğu olmaz...

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yaz
busy
 


 

Yidoy

© 2000-2008 Karamanhaber.Com Sitedeki içeriğin tarafımızca oluşturulan kısmı kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.Sitede yer alan yorumlar ve haberlerden yazarları sorumludur.
Tel: (0338) 213 60 50 | Faks: (0338) 213 60 50 Şah Reklam ve İnternet Ajansı