Devletin Dili Yazdır E-posta
  • Currently 4.1/5 Yıldız.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Begenilme Orani: 4.1/5 (29 Begenilme Ortalamasi)

Pazar, 12 Ağustos 2007

Yabancı sözcükler; kullandığımız ürünlerden, okuduğumuz gazetelere, televizyonda izlediğimiz programlardan, alışveriş yaptığımız mağazaların isimlerine kadar yaşamımızın her alanına girmiş durumda. Medyanın da özendirmesiyle yabancı dilden geçen sözcükleri yerli yersiz kullanmak, dilin yapısını bozarak konuşmak neredeyse moda haline geldi.

       Kullandığımız teknolojik ürünlerden, okuduğumuz gazetelere, televizyonda izlediğimiz programlardan, alışveriş yaptığımız mağazaların isimlerine kadar bütün her şey yabancı sözcüklerin istilası altında.

       Kahvelere ‘Cafe’ demek artık çağdaşlığın, gelişmişliğin bir göstergesi haline geldi. Hadi, Cafe sözcüğünün ardık dilimize girdiğini düşünelim, o halde niye Kafe şeklinde yazılmıyor? Dükkân tabelasına Avrupa, yazmak varken neden ille de Europa yazılıyor? Europa demekle orası daha kaliteli bir yer haline mi geliyor? Daha da acı bir soru, buna izin veren belediye, bir kaç gün sonra, açacağı kuaför dükkanına isim verirken, Yabancı bir çiçek ismi verdi diye ruhsat vermediği için manşetlere taşınmamış mıydı?

       Biz yabancı sözcükleri yerli yersiz kullanmakla övünürken, bunu çağdaşlık olarak görürken, gelişmiş devletler kendi dillerine sahip çıkmak için kanunlar çıkarıyorlar.

       Örneğin, son günlerde, bir taraflarından uydurdukları ve aslında kendi meziyetleri olan soykırım iftiralarını, paspaslarında yatırdıkları bir kaç tasmasızın oyunu alabilmek amacı ile, bize yamamaya çalışarak, küfürlerimize hedef olan Fransa'da, 1994 yılında çıkarılan, 665 sayılı kanunun 9. maddesine göre; bir malın reklamı yabancı kelimelerle yapılamaz. Şayet bir taşınmaz mal üzerinde, bir gözlüğün, bir iç çamaşırının, bir kumaşın reklamı yabancı kelimelerle yapılmışsa, ilgili belediye, o taşınmaz mal sahibine ikazda bulunup reklamı kaldırabilir.

       Fransa'da, uluslararası alanda genel kabul görmüş terimlerin bile kullanılması yasaklanmış durumda. Basketbol demek yerine Fransızlar kendi dillerinde, sepet topu demeyi tercih ediyorlar. Ayrıca Fransa'da hiçbir devlet adamı, milletlerarası toplantılarda Fransızcadan başka bir dille konuşamaz!

       Bu noktada, Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün’ün yaptığı bir konuşma hiç kulağımdan gitmiyor. Şirketlerin Türkçe isimle kurulmasına karşılık bu şirketlerce açılan mağaza ve büroların yabancı isimle adlandırılmasının talihsiz bir alışkanlık olduğunu dile getiren Aygün, "Çocuklarımıza isim koyarken, nasıl kılı kırk yarıyorsak, anlamlarını araştırıyor, Türkçe olmasına özen gösteriyorsak, aynı özeni iş yerlerimize isim koyarken de göstermeliyiz. Nasıl çocuğumuza Hans, Jack, Tom adını koymuyorsak, iş yerlerimize de, ürettiğimiz ürünlere de yabancı isimler koymamalıyız." diyordu. Ne kadar da güzel özetlemiş değil mi? Hoş, son zamanlarda alıştırıldığımız, Berkecan, Utkan, Ezgisu, Bilhan, Uytun, Taçnur, Ulaç, Ferisu gibi isimleri duydukça içimiz daha da kararıyor ya...

       Milletvekili Mevlüt Akgün'ün, hazırladığı kanun teklifi aylardan bu yana TBMM'de bekletiliyor. Teklifte, ticari kuruluşların ad ve unvanları, mal, ürün ve hizmet adlarıyla kısaltmaları Türkçe olması öngörülüyor. Levha, tabela ve ambalajlarda öncelikle Türkçe kullanılacak, ikinci dil kullananlar reklam vergisini dört kat fazla ödeyecek. İlan, reklam ve tanıtım öncelikle Türkçe yapılacak. Radyo ve TV'lerde spikerlik ve sunuculuk yapanlar da, ‘Sunuculuk Belgesi Kurulu’ndan belge almak zorunda kalacaklar.

       Bir de medyanın özendirmesiyle dilimize yapışan ve özellikle gençler tarafından çok sevilen 'moda' (onlar buna trend diyorlar) kullanımlar var. Örneğin, sahi mi, doğru mu, ciddi misin gibi pek çok söz yerine "inanmıyorum'u" kullanıyoruz artık. Güzel, olağanüstü sıfatlarını kullanmak yerine durmadan "inanılmaz" sözcüğünü yineliyoruz. Çevremizde ne kadar çok "inanılmaz" olay varmış inanmak güç doğrusu!

       Şaşırdığımızda "oha oluyoruz", evet yerine "yes" diyoruz, "bye" yetmiyor "cüs"le vedalaşıyoruz. Sizi tekrar arayacağım demek yerine 'size dönerim' diyoruz. Cepten cebe demek varken 'cep to cep' demeyi modernlik sayıyoruz.

       Dublaj Türkçesinden de dilimiz nasibini alıyor. Sokakta şöyle bir tartışmaya şahit olursanız şaşırmayın:

"Senin neyin var adamım?"

"Lanet olsun, bir de soruyorsun. Yaptıklarından dolayı kal geldi artık."

"Canın cehenneme! Anlıyor musun?"

       Birbiri ardına açılan müzik kanallarında konuşulan Türkçe ise akıllara durgunluk veriyor. "Sizler bize hoş geldiniz, bizler de size hoş bulduk" cümlesiyle başlıyor program. "Sevgisiz yaşanmaz, diyorum. Hepimiz birbirimizi sevin, diyorum." Bunu dedin zaten niye sürekli diyorum diyorsun? "Bizi Tirebolu'dan arayan Fahriye'ye Ferdi Tayfur gönderiyorum!"

       Politikacılarımızın da gençlerden aşağı kalır yanı yok aslında. Sadece Tansu Çiller’in yaptığı dil yanlışları ve gaflarla koskoca bir kitap yazılırdı herhalde. Karabüklülere "Sevgili Karagümrüklüler" diye seslenmesi, belediye zabıtasını "merhaba asker" diye selamlaması, her cümlesini "yapacağızdır", "değiştireceğizdir" şeklinde bitirmesi, "böyle bir olayın olması çok çirkin bir olay" gibi içinden çıkılmaz cümleleriyle Türkçeye birbirinden ilginç söyleyiş şekilleri kazandırdı Tansu Çiller.

      Necmettin Erbakan acaba "hanımdan muhtarlarımız var" cümlesiyle neyi ifade etmek istiyor? Hani "tahtadan kulübe", "çamurdan heykel" olur ya öyle: "hanımdan muhtar". Ayrıca "hizmet" sözcüğünü neden sürekli üstüne basa basa “hızmet” olarak kullanırdı ki?

       Demirel'in "binaenaleyh" lafını ne kadar çok sevdiğini biliyoruz. "Dün dündür bugün bugün" cümlesi çoktan tarihe geçti. Geçtiğimiz yıllarda Dünya Kadınlar Günü'nü kutlama ihtiyacı duyan bir belediyesi bir sokağa "KADILAR GÜNÜ KUTLU OLSUN" cümlesi bulunan bir afiş asmıştı.

       Hazır bin bir "meşakkatle" taşı gediğine getirmişken, asıl rahatsız olduğum konuya değinmek istiyorum.

       Malum meslek gereği sürekli, resmi kurumlarla iç içeyiz. Haberi en kısa sürede detaylı bilgileri ile elde edip, okurlarımıza aktarabilmek için, Valilik, Emniyet Müdürlüğü, Belediyeler ve tüm kurumlardan gelen basın bültenleri ilk bakacağımız kaynakların başında gelir.

       Sabah olup da, bültenler e-posta kutularımıza, veya kapımıza gelmeye başladığı zaman, hazine haritaları muamelesi ile incelenmeye başlanır. Ancak, bu bültenleri okurken acılar içinde kalmam da maalesef artık alışkanlığa dönüşmeye başladı.

       İsmini vererek kişi veya birimleri ön plana çıkarmak istemiyorum ama, (meraklısı varsa sakladığım yüzlerce var) öyle basın bildirileri var ki, bunları bir Devlet Memuru'nun yazdığına inanamazsınız.

       Ne kompozisyon, ne noktalama işaretleri, kuralmış, imlaymış hak getire...

       Düşündüğümüz zaman, bunları yazanların, en eğitimsizinin lise mezunu olduğu gerçeği, kamu kurumlarının yazışmalarındaki korkunç vaziyeti gözler önüne sermeye yetiyor. Hatta biraz daha iddialı konuşabilirim; "Karaman'da bulunan devlet kurumlarından hemen hemen hiç biri, Türkçeyi düzgün kullanmıyor" derim.

       Böyle bir durumdan "Devletin diline gereken özeni göstermemesi" gibi bir sonuç çıkarmak maalesef geleceğimiz için, Türkçe için içimi karartıyor. Düşünsenize Karamanoğlu Mehmet Bey'imiz ile her yıl kutladığımız Dil Bayramı bildirilerindeki onlarca "dil hatası"nı. Düşünsenize, "Türkçemiz Kimliğimiz" diyen bir Karaman Belediyesi'nin basın bültenlerinde, internet sitesinde yaptığı yüzlerce Türkçe yazım hatalarını.

       Hele öyle resmi dairelerimiz var ki, basın bültenleri sanıyorum aylarca belki yıllarca önce hazırlanmış bir "basın bülteni kalıbı" üzerinden günlük değiştirmelerle dağıtılıyor. Bu bültenlerde ne kompozisyon, ne imla kuralları aramayın, asla bulamazsınız. Ama Allah var müdürlerin, valinin, ve bunun gibi amirlerinin soy isimlerini hep büyük harflerle yazmayı asla ihmal etmezler. Haklarını yemeyelim...

       Samimi olduğum ve kırılmayacağına emin olduktan sonra konuyu açtığım bir "Basın Bülteni Yazarı", "o sizin işiniz, biz size yardımcı oluyoruz. Birazcık da siz emek verin haber haline dönüştürün, düzeltin!" diyor bana. Evet basın bültenlerinin bize yaptıkları bir iyilik, daha kötü bir tabirle "kıyak" olduğunu sanar, ama aslında kendi hizmetlerinin bir reklamı olan bu basın bültenlerine kesinlikle önem vermezler, "basın bülteni yazarları" Yani, bize ne kadar düzgün ve güzel bir dille anlatırlarsa, hizmetlerini, faaliyetlerini, biz de o kadar güzel ve yüksek sesle yansıtırız kamu oyuna. Şahsen, bir işkence halini aldığından, pek çok basın bültenini yayınlamadığımızı söylemek isterim.

       Basın Bülteni, haber bülteni, basın bildirisi, açıklama, bilgilendirme, adına artık her ne derseniz, bizim için üzerinde dil bilgisi testi yapmamız gereken bir günlük sınav haline dönüşebiliyor. Ve bunları okudukça Türk Dili'nin Başkenti Karaman'da yaşadığıma inanamıyorum.

       Telaffuzundan korktuğum bir şey de, "Karamanoğlu Mehmet Bey", "Türk Dilinin Başkenti", "Kimliğimiz Türkçemiz", aslında "içi boş, gönlü hoş insanların memleketi olan bir şehrin, günü kurtarma teraneleri", "göz boyama" veya "çoktan tükenmiş bir dilin göstermelik çırpınışları" olmaları. Yani biz "yoksa kendimizi mi kandırıyoruz?", "Türkçeyi diline pelesenk eden cümle büyüklerimiz, aslında icabeten mi yapıyorlar bunları?" Yoksa herkes rol mü yapıyor.

       Karamanoğlu Mehmet Bey'in Karaman'ında, bu kadar kötü Türkçe kullanımı, Türkçeyi bu kadar kötü kullanan amir ve memurlar, bu kadar bariz bir noktaya temas etmeyen bir dolu Gazeteci, Türkçe Öğretmeni, Dil Bilimci, Tarihçi, Türkçeyi koruma adına, hakkında yasa teklifi veren bir milletvekilinin yabancı isim verilmiş bir işyerinin açılışındaki umursamaz tavırları ve yayınladığı bildirilerdeki akla hayale sığmayacak dilbilgisi hataları.... düşündükçe korkunç, düşündükçe dayanılmaz geliyor bana...

       Yazımı, bir Karaman'lı olarak, yaşadığımız şehrin ve konuştuğumuz dilin gelişmesine "belki bir faydası olacağı" umudu ile bitirmek istiyorum.

“Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır”

Mustafa Kemal Atatürk

Yorumlar (4)Add Comment
basarılarının devamı
Yazan mustafa gülay, Ocak 18, 2008
basarılar kolay gelsın
...
Yazan cemile, Aralık 05, 2007
Malelesef bende bir kamu çalışanı olarak, Temiz Türçe' mizin nasıl kirletildiğini, katledildiğini günlük hayatımızda görmekteyiz. Özellikle' de Türk Dili' nin Başken'i olan Karaman' lı olmamda ayrıca benim bu üzüntümü malesef ikiye katlamaktadır. Lütfen dilimizi kullanırken azami dikkati gösterelim, dilimizin yitip gitmesine müsade etmeyelim. Ali Bey' e Temiz Türkçe kullanımı ve Dilimizin yabancı diller boyunduruğunda kalmaması gerektiği konulu yazısı ve bu konudaki hassasiyetine özellikle teşekkür ediyor saygılarımı sunuyorum.
yuh kardeşim ya
Yazan mehmet yalcin, Ekim 09, 2007
bu kadar da cümle düşüklügü olmazz
Dili eşek arısının sokması
Yazan sedat tugan, Eylül 06, 2007
Kral çıplak,sahiplendiğimiz dili kullanamıyorsak dediğiniz gibi; boş herşey boş.....

Yorum Yaz
busy
 


 

Yidoy

© 2000-2008 Karamanhaber.Com Sitedeki içeriğin tarafımızca oluşturulan kısmı kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.Sitede yer alan yorumlar ve haberlerden yazarları sorumludur.
Tel: (0338) 213 60 50 | Faks: (0338) 213 60 50 Şah Reklam ve İnternet Ajansı